TÜRKİYE’DEKİ ÖZEL HASTANE VE SAĞLIK KURUMLARININ HUKUKİ SORUMLULUĞU

TÜRKİYE’DEKİ ÖZEL HASTANE VE SAĞLIK KURUMLARININ HUKUKİ SORUMLULUĞU

Özel hastaneler ve diğer sağlık kurumları birçok kişinin tedavi olmak, yükse standartlı sağlık hizmeti almak için tercih ettiği kuruluşlardır. Özel hastane ve sağlık kurumlarında her ne kadar yüksek standartlı hizmet beklense de zaman zaman yaşanan sorunlar ve tedavide hatalar nedeni ile kişilerin hukuki yollara başvurmak zorunluluğu doğmaktadır. Bu kapsamda tıbbi hata ya da hatalı hizmet sonucunda oluşan sorumluluk türleri ve şekillerini sıralamaktayız.

Özel hastaneler, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nda aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır;

Devletin resmi hastanelerinden ve hususi idarelerle belediye hastanelerinden başka yatırılarak hasta tedavi etmek veya yeni hastalık geçirmişlerin zayıfları yeniden eski kuvvetlerini buluncaya kadar sıhhi şartlar içinde beslenmek ve doğum yardımlarında bulunmak için açılan ve açılacak olan sağlık yurtları “hususi hastaneler” den sayılır. Bunların açılma, kullanma, kapanma şartları bu kanunun hükümlerine bağlıdır.

İşbu kanun, özel hastanelerin hangi kurallara tabii olduğunu düzenlemektedir. Kanun hükümlerine göre; özel hastaneler kamu yönetiminin dışında yer alan, umuma hizmet sunan açılmaları Sağlık Bakanlığı’nın iznine tabi olan aynı zamanda Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenen kuruluşlardır. Ayrıca Üniversitelerin Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, vakıf üniversitelerine ait hastaneler de özel hastane kapsamına alınmıştır.

HUKUKİ SORUMLULUK TÜRLERİ

Sorumluluk doğması bakımından, hasta ve özel hastane işleticisi arasında “sözleşme”, “vekaletsiz iş görme” ve “haksız fiil” olmak üzere üç farklı hukuki ilişki ortaya çıkabilir.

I-SÖZLEŞMEDEN SOĞAN SORUMLULUK

1-Hastaneye Kabul Sözleşmesinden Doğan Hukuki Sorumluluk

Özel hastaneler ile hasta veya yasal temsilcileri arasında yapılan ve hastanın yatarak teşhis, tedavi ve bakımını konu alan sözleşmeler hastaneye kabul sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. Hastaneye kabul sözleşmesinin asıl amacı hastanın tedavisi olmakla birlikte, barındırma, yedirme, temizlik ve güvenliği sağlama gibi diğer bakım hizmetleri de sözleşme kapsamındadır. Hastaneye kabul sözleşmesi yazılı olabileceği gibi, tarafların örtülü irade beyanları ile dahi kurulması mümkündür.

Hastaneye kabul sözleşmeleri, tam hastaneye kabul sözleşmesi ve bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi olarak ikiye ayrılmaktadır. Tam hastaneye kabul sözleşmelerininde kendi içerisinde çeşitleri mevcuttur. Bunların haricinde teşhis ve tedavi sözleşmeleri de aşağıda açıklanmaktadır.

a)Tam Hastaneye Kabul Sözleşmesi

a.1)Hekimlik Sözleşmesi Olmaksızın Tam Hastaneye Kabul Sözleşmesi

Tam hastaneye kabul sözleşmesi, hastane işletmesi ile hasta/yasal temsilcisi arasında kurulmakta olup, tüm bakım ve tedavi hizmetlerinden hastane sorumludur. Tam hastaneye kabul sözleşmelerinde hasta direkt hastaneyi seçmekte olup, hastane tedavi işlemlerini kendi bünyesinde hizmet akdi ile çalıştırdığı hekimlerden birine bırakmaktadır.

Hekimlik sözleşmesi olmaksızın tam hastaneye kabul sözleşmelerinde hasta ve yakınlarına karşı sorumlu hastane işletmesi olup hem hastane bakım hizmetlerinden, hem ifa yardımcısı olarak çalıştırdığı hekimin tıbbi müdahalelerinden hem de diğer personelin verdiği zararlardan Türk Borçlar Kanunu 116. madde uyarınca hastane sorumludur. Hastane bünyesinde çalışmamakla birlikte, hastanın tedavisi devam ederken hastane tarafından tedavinin belirli bölümüne katılması için dışarıdan hekim çağrılması halinde de hastane işletmesi, TBK 116 gereğince, konsültan hekimin müdahalelerinden de sorumlu olacaktır.

Tam hastaneye kabul sözleşmesinde hekimle hasta ve/veya yasal temsilcisi arasında sözleşme ilişkisi olmadığından hekimin hastadan ücret isteme hakkı da bulunmamaktadır. Ücret isteme hakkı, hastaneye ait olup hastane tahsil ettiği ücretin belirli bir kısmını hekime verecektir. Ancak Yargıtay, hekimle hasta arasında sözleşme ilişkisi olmasa dahi hekimin hastaya karşı vekâlet sözleşmesine göre sorumlu tutulması gerektiğini ifade etmektedir.

a.2)Hekimlik Sözleşmesi Ekli Tam Hastaneye Kabul Sözleşmesi

Hekimlik sözleşmesi ekli tam hastaneye kabul sözleşmesinde, hem hasta ile hastane arasında hastaneye kabul sözleşmesi, hem de hasta ile tedaviyi yürütecek hekim arasında tedavi sözleşmesi bulunmaktadır. Bu durum, genellikle hastaneye yatan bir hastanın ameliyatının hastane hekimleri dışında veya hastanede çalışan ve fakat hastanın özel olarak seçtiği bir hekim tarafından yapılmasını istemesi halinde söz konusu olacaktır. Bu durumda hastane işletmecisi ile hekim arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmamakta olup, hastanenin tedavi ve bakım hizmetlerine hastanın özel isteği ile katılan ayrı bir hekim söz konusudur.

Hasta bu durumda hem hastaneyi hem de hekimi sözleşme ilişkisine göre sorumlu tutabilmektedir. Özel hastane bakım hizmetleri ve tedavi hizmetlerinden sorumlu olduğu gibi, hasta ile arasında ayrı sözleşme bulunan hekim de tedavi hizmetlerinden sorumludur. Hekim ve özel hastanenin tedavi hizmetlerinden dolayı hastaya karşı müşterek müteselsil sorumluluğu söz konusudur.

b)Bölünmüş Hastaneye Kabul Sözleşmesi

Bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesinde hastanın taraf olduğu birbirinden farklı iki sözleşme bulunmaktadır. Hasta bir tarafta barındırma, yedirme, temizlik, güvenlik ve diğer bakım hizmetleri yönünden hastane ile diğer tarafta tedavi hizmeti yönünden hekimle birbirinden bağımsız iki sözleşme yapmaktadır.

Bölünmüş hastaneye kabul sözleşmelerinde hasta veya yasal temsilcisi hekim ve hastanenin yükümlülüklerini ve sorumluluk sahalarını birbirinden ayırmıştır. Bu nedenle, bölünmüş hastaneye kabul sözleşmelerinde hastane sadece bakım hizmetlerinden, hekim ise sadece tedavi hizmetlerinden sorumludur.

Bu nedenle hastanenin tedavi dolayısıyla hiçbir sorumluluğu bulunmamakta olup hekim hastanenin ifa yardımcısı değil, bağımsız borçlu konumundadır. Ancak hekime yardımcı olan personel, hastane personeli ise hastane bu durumda TBK 116 uyarınca sorumlu tutulabilecektir. Yine, bakım hizmetlerinde kullanılan personelin kusuru nedeniyle de hastanenin TBK 116 sorumluluğu bulunmaktadır. Hekim tedavi hizmetlerini ve tıbbi müdahaleyi kendi ekibi ile yapmışsa, bu durumda ifa yardımcılarının eylemlerinden TBK 116 uyarınca tedaviyi gerçekleştiren hekim sorumlu olacaktır.

2)Teşhis ve Tedavi Sözleşmeleri

Ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kurum ve kuruluşları ile hasta/yasal temsilcisi arasında yapılan sözleşmeler teşhis ve tedavi sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. Bu sözleşme, hastaneye kabul sözleşmesinden farklı olarak, yatarak tedavi bulunmadığından hastane bakım hizmetlerini içermemektedir. Sağlık kurumunun tek yükümlülüğü hastanın teşhis ve tedavisidir.

Hastaneye Kabul Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği

Yargıtay, özel hastane ile hasta arasındaki hukuki ilişkiyi vekâlet sözleşmesi olarak görmektedir. Ancak, hastaneye kabul sözleşmeleri sadece tedavi edimini içermediğinden yaygın görüşe göre karma sözleşmelerdir. Genel olarak vekalet sözleşmesi hükümleri uygulanırken diğer edimler için uygun düştüğü ölçüde kira, hizmet gibi sözleşme tiplerinin hükümleri uygulanabilir. Bunun yanında; protez, estetik operasyonlar, tümör alınması gibi tıbbi müdahaleler eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmektedir.

Tam hastaneye kabul sözleşmesinde özel hastanenin yükümlülükleri sayılacak olursa;

  • Hastanın Tıbbi Teşhis ve Tedavisini Sağlama,
  • Hastane Bakımını Sağlama,
  • Hastanın Aydınlatılması,
  • Hastanın Rızasının Alınması,
  • Sadakat ve Özen Yükümlülüğü,
  • Kayıt Tutma Yükümlülüğü,
  • Sır Saklama Yükümlülüğü olarak belirlemek mümkündür.

 

Yetki, temsil, nöbet ve hastanın kendisine zarar vermesine karşı korunması için alınması gerekli tedbirler bakımından eksiklikler, organizasyon kusuru olarak kabul edilmektedir. Hastanın korunmasına ilişkin yükümlülüklerin ihlali uygulama hatası olarak nitelendirilir. Özel hastanenin bazı tıbbi hizmetleri, hizmet alımı suretiyle başka bir kurumdan sağladığı durumlarda, bu hizmetlere yönelik standartlara uyulmasını sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Hastane işleticisi, bu hizmetlerden de sorumludur. Hizmeti sağlayan kurumun veya görevlilerin sorumlu olduğu gerekçesiyle organizasyon sorumluluğundan kurtulamayacaktır.

Hastane bakımı kapsamında özel hastanenin sorumluluğunun belirlenebilmesi açısından en detaylı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarından 2009/13-393 E., 2009/452 K. sayılı, 21.10.2009 tarihli kararın incelenmesinde fayda vardır. İlgili kararda YHGK, intihara meyilli bir akıl hastasının odada tek başına bırakılması, başında onu denetleyecek bir personel olmaması ve odada televizyon kablosu bulunmasını, özel hastanenin hastanın can güvenliğini korumak için gerekli önlemleri almamış olduğu kabulüyle hastanenin kusuru olarak değerlendirmiş ve bu kusurlu davranış ile hastanın vefatı arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu belirtmiştir.

Hastanın aydınlatılması ve rızasının alınması, uygulamada uyuşmazlık konusu olarak en çok karşımıza çıkan yükümlülüklerdir. Zira hukuka uygun bir rızadan bahsedebilmek için hastanın uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin artı ve eksi yönleri, başarı ihtimali, uygulanmaması halinde doğacak muhtemel sonuçlar, başta ölüm olmak üzere gelişebilecek komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Nitekim Yargıtay hukuken geçerli rızayı, ancak yeteri kadar aydınlatılmış, baskı altında kalmadan, serbest ve bilinçli bir irade ile verilmiş rıza olarak tanımlamıştır. Aydınlatma, tanı aydınlatması, süreç aydınlatması ve risk aydınlatması şeklinde üç aşamadan oluşmaktadır.

Hastanın aydınlatılması, onun anlayabileceği sade bir dille, mümkün olduğunca tıbbi terim kullanılmadan, tereddüt ve şüpheye yer bırakmaksızın yapılmalı; tıbbi müdahale acil değilse hastanın ölçüp tartma yapabilmesi için ona uygun zaman tanınmalı ve hastanın eğitim durumu ve yaşı gibi özellikleri de dikkate alınmalı; hatta gerektiğinde tercüman kullanılmalıdır.

Hasta Hakları Yönetmeliği, özel hastanelerin borç ve sorumluluklarını belirlerken de yararlandığımız bir mevzuattır. Yönetmelik kapsamında hastanın sözlü olarak aydınlatılması yeterli görülmüştür. Ancak ispat yükü hastanenin üzerinde olduğundan uygulamada aydınlatma yazılı olarak yapılır. Hasta Hakları Yönetmeliği 26. Maddeye uygun olarak, hastane tarafından rıza formu da hazırlanmalıdır.

Teşhis ve Tedavi Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği

Özel hastaneler ve sağlık kuruluşları ile hasta arasındaki teşhis ve tedavi sözleşmesi, vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Vekâlet sözleşmesinin ana unsuru, vekilin zaman unsuruna tabi olmaksızın müvekkile karşı özenle iş görme borcu altına girmesidir. Özel sağlık kurum ve kuruluşları da, teşhis ve tedavinin başarılı olmasından değil, hastaya tıbbi müdahalede bulunurken gereken özenin gösterilmesinden sorumludur. Teşhis ve tedavi faaliyetlerinde tıp bilimine göre gösterilmesi gereken özen gösterilmişse, hasta zarara uğrasa dahi özel sağlık kurum veya kuruluşu sorumlu olmayacaktır.

Diğer taraftan protez, estetik operasyonlar, tümör alınması gibi tıbbi müdahaleler eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmektedir.

Sözleşmeden Doğan Sorumluluğun Şartları

Özel hastane işleticisinin sözleşmesel sorumluluğunun tartışılabilmesi için ortada özel hastane ile hasta arasında geçerli bir sözleşmenin bulunması, sözleşmenin ihlal edilmiş olması, kusur, zarar ve sözleşmenin ihlali ile zarar arasında illiyet bağı olmalıdır.

Hastaneye kabul sözleşmesinden, özel hastane işleticisi için doğan asıl borç, hastanın tedavisidir. Asıl borcun yanında hastayı aydınlatmak, sadakat ve özen göstermek, kayda geçirmek ve sır saklamak gibi yan yükümlülükler de bulunmaktadır. Özel hastane işleticisi, hastaneye kabul sözleşmesi ile üstlenmiş olduğu yükümlülüklerden herhangi birini yerine getirmez ise hastanın uğramış olduğu zararı tazmin etmek zorunda kalır.

Sorumluluğun belirlenmesi açısından kusur, kast ve ihmal olmak üzere iki şekilde incelenir.

Uygulamada hastanın zararına yol açabilecek fiillerde kastın varlığına pek rastlanmamaktadır. Ancak, kast, ücret alabilmek için endikasyon bulunmamasına rağmen hekimin müdahalede bulunduğu hallerde ortaya çıkar. İhmal ise, hekimin ortalama bir hekimin göstermesi gereken özeni göstermemesi, yani özen eksikliği durumudur.

Ne hastane ne de hekim hastaya iyileşeceğini taahhüt edemez. Böyle bir taahhüt ne hastaneden ne de hekimden beklenemez. Ancak iyileşmesi için azami dikkat, özen ve çabayı göstermekle yükümlüdürler. Zira tıbbi tedavi sözleşmesinin bir vekalet sözleşmesi örneği olması, yukarıda da detaylı olarak izah edildiği üzere, vekilin sonuç borcu altına girmeyip yalnızca sonucun elde edilmesi için mesleğinin gerekli kıldığı dikkat ve özeni göstermekle yükümlü olması neticesini doğurmaktadır. Hastane bu sözleşme ile kesin sonuç almayı amaçlamak ve bu amaca uygun sağlık hizmeti sunmakla yükümlü ise de gerekli dikkat ve özeni gösterdiği sürece tedavinin olumlu sonuçlanmamasından sorumlu olmayacaktır.

 

II.Özel Hastane ve Sağlık Kurumlarının Haksız Fiil Sorumluluğu

İnsan vücuduna yönelik her tıbbi müdahale kural olarak vücut bütünlüğünü ve dolayısıyla da kişilik haklarını ihlal etmektedir. Bu nedenle özel sağlık kurumu ile hasta arasında sözleşme ilişkisi bulunsa dahi sözleşme sorumluluğu ile sözleşme dışı sorumluluk yarışacaktır. Tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için hastanın müdahaleye rızasının bulunması ve hasta yararına tıbbi standartlar dâhilinde özen gösterilerek müdahalede bulunulması gerekmektedir. Özel sağlık kurumunun kusuru ile hukuka aykırı olarak hastaya müdahalede bulunması ve bunun sonucunda zararın meydana gelmesi halinde, sağlık kurumunun haksız fiil sorumluluğu doğacaktır. Diğer yandan, hasta ile özel sağlık kurumu arasında sözleşmesel ilişki olsa dahi, hastanın tıbbi müdahale sonucu ölümü halinde özel hasta yakınları ancak haksız fiil sorumluluğuna dayanarak dava açabilir. Özel sağlık kurumunun haksız fiil sorumluluğu için, hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı şartlarının varlığı aranır.

Özel sağlık kurum ve kuruluşlarının haksız fiil sorumluluğu genel olarak iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi özel sağlık kurumunun organizasyon yükümlülüğünden kaynaklanan kusura dayanan sorumluluk ikincisi ise yardımcı kişilerin eylemlerinden doğan kusursuz sorumluluktur.

Özel sağlık kurumlarının kusuru, organizasyon kusurları ile komplikasyon kavramına girmeyen riskler olarak karşımıza çıkmaktadır. Özel sağlık kurumları, hasta ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunmasa dahi özen yükümlülüğü altındadır. Özen yükümlülüğüne aykırılık haksız fiilde de sorumluluk doğurmaktadır. Bu nedenle özel sağlık kurumunun hizmet, personel ve donanım organizasyonunu hastaların zarara uğramalarını engelleyecek şekilde düzenlemesi gerekmektedir. Özel sağlık kurum ve kuruluşlarının kusuru değerlendirilirken objektif kıstas esas alınmalı, aynı durum ve şartlar altındaki bir hastaya aynı durum ve şartlar altındaki bir özel sağlık kuruluşunun göstermesi gereken özen aranmalıdır. Bu nedenle, her tıbbi olay açısından kusurun varlığı olayın özellikleri –hekimin özel durumu, hastanın özel durumu, sağlık kurumu olanakları vb.- dikkate alınarak incelenmelidir.

Haksız fiil sorumluluğunda, kural olarak kusurun varlığını zarar gören ispatlamak zorundadır. Özel sağlık kurumu karşısında tecrübesi olmayan ve zayıf konumda bulunan hastanın kusuru ispatlaması çok zordur. Bu durum düşünülerek özel sağlık kurum ve kuruluşunun veya hekimin tıbbi deontoloji ve meslek kurallarına aykırı davranmasının kusurun varlığına karine teşkil etmesi benimsenmiştir. Hastanın tıbbi standartlara aykırılığı (meslek kusuru varlığını) ispatlaması durumunda, özel sağlık kuruluşu veya hekimin aleyhindeki karineyi çürütmek için olayın özel durum ve şartlara göre kusur oluşturmadığını ispatlaması gerekir.

III.Özel Hastane VE Sağlık Kurumlarının Adam Çalıştıran Sıfatıyla Sorumluluğu

Tıbbi teşhis ve tedavi yükümlülüğü, niteliği ve kapsamı gereği hastane tarafından üstlenilse de hastanenin ancak hekim ve diğer personellerinin yardımıyla ifa edebileceği bir yükümlülüktür.

Özel hastane bu yükümlülükleri ifa yardımcıları aracılığı ile yerine getirdiğinden Türk Borçlar Kanunu m.162’da düzenlenen “yardımcı şahsın fiilinden sorumluluk” ilkesi kapsamında, ifa yardımcısı ile arasında istihdam ilişkisi ve kanunda sayılan diğer şartlar varsa ayrıca TBK m.66’da düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğu uyarınca hastaya karşı sorumludur.

IV.Vekaletsiz İş Görme Nedeni İle Sorumluluk

Vekaletsiz iş görme şeklindeki tedavi hastanın herhangi bir beyanı olmadan yapılan tedavilerdir.

Vekaletsiz iş görme ilişkisinin ortaya çıkabilmesi için bir zaruret halinin tezahür etmesi gerekmektedir. Zaruret hallerinden birinin meydana gelmesi durumunda hasta tedavi görüp görmeme konusunda herhangi bir irade açıklamasında bulunabilecek durumda olamayacağından hasta ile hekim arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi kurulamayacaktır.

Ayrıca somut olayın özelliklerine göre vekaletsiz iş görme de hastanenin hastaya karşı sorumluluğunun belirlenmesinde söz konusu olabilecek kurumlardan biridir. Burada TBK.M.527’de düzenlenen sorumluluk esasları dikkate alınacaktır.

Özel Hastane ve Sağlık Kurumları İle Hasta Arasında Sorumsuzluk Anlaması Yapılabilir mi?

6098 s. TBK ile sorumsuzluk anlaşmaları bakımından getirilen düzenlemeler (m.115/3, 116/3) uyarınca uzmanlık gerektiren bir hizmet sunan ve meslek icra eden özel hastanelerin ve sağlık kurumlarının gerek kendileri gerekse yardımcı kişiler için hafif kusurlarından sorumlu olunmayacağı kaydıyla sorumsuzluk anlaşmaları yapmaları mümkün değildir.

Özel Hastane ve Sağlık Kurumlarının Tazminat Sorumluluğu

Hastanın maddi zararları TBK’da sayıldığı üzere bedensel zararlar kapsamında tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar; ölüm halinde ise cenaze giderleri, destekten yoksun kalan kişilerin zararları ve ölüm hemen gerçekleşmemişse ölünceye kadarki tedavi giderleri şeklindedir.

Ayrıca hastaya ve ağır zarar veya ölüm halinde yakınlarına da manevi tazminat hakkı tanınmıştır.

Zamanaşımı

Hasta ile hekim arasında kurulan tıbbi tedavi sözleşmeleri vekalet sözleşmesi olarak nitelendirildiğinden tarafların sözleşmeden doğan hakları da beş yıllık zamanaşımına tabi olmaktadır.

Ancak karma sözleşme türü olan hastaneye kabul sözleşmeleri bakımından durum daha farklıdır. Karma kombine sözleşmeler, birden fazla sözleşme türüne ait edimleri içinde barındıran sözleşmeler olup uygun düştüğü ölçüde, taraflar arasındaki menfaat dengesi de gözetilmek suretiyle diğer sözleşmelerin kıyasen uygulanması söz konusu olmaktadır. Hastaneye kabul sözleşmesinde de zayıf taraf hasta olduğundan, hastanın menfaatine uygun olacak biçimde, genel borca aykırılık zamanaşımı olan on yıllık zamanaşımı uygulanabilecektir. Bununla birlikte eğer hasta yardımcı kişinin fiillerinden sorumluluk, haksız fiil sorumluluğu veya vekaletsiz iş görme gibi sorumluluk esaslarına dayanıyor ise, bunlara ilişkin zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı hususunda şüphe yoktur.

Genel borca aykırılık durumunda zamanaşımı on yıl, eser sözleşmesine dayalı hak talepleri için zamanaşımı beş yıl, vekalet sözleşmesi için zamanaşımı beş yıl olarak düzenlenmiştir. Vekaletsiz iş görme halinde 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır.

Haksız fiil durumlarında zamanaşımı ise zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıldır.

Ancak, unutulmamalıdır ki tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu durumda ceza zamanaşımı uygulanacaktır.

Privacy Preferences
When you visit our website, it may store information through your browser from specific services, usually in form of cookies. Here you can change your privacy preferences. Please note that blocking some types of cookies may impact your experience on our website and the services we offer.