TÜRK HUKUKUNDA BOŞANMA SEBEPLERİ

TÜRK HUKUKUNDA BOŞANMA SEBEPLERİ

Boşanma, evlilik birliğinin Medeni Kanun’da sayılan sebeplere dayanarak mahkeme kararı ile sona erdirilmesidir. Türk hukukunda boşanma davaları ve boşanma sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. 

Türk Medeni Kanunu’nun 161 ile 165. maddeleri arasında ise özel boşanma nedenleri düzenlenmiştir. Kanunda sınırlı sayıda ifade edilen özel boşanma sebepleri; zina (m. 161), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (m. 162), suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme (m. 163), terk (m. 164) ve akıl hastalığıdır (m.165).

TMK madde 166’da genel boşanma nedenlerine yer verilmiştir. Evlilik birliğinin temelden sarsılması, eşlerin anlaşması ve fiili ayrılık durumları genel boşanma nedenleridir. 

ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ

1-) Zina

 Türk Medeni Kanunu’nun 161. Maddesinde düzenlenmiştir.

“Madde 161’ e göre: Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Kanundan da anlaşıldığı üzere; zina sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasında dava hakkı, boşanma sebebinin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Söz konusu boşanma davalarında diğer eş, zina yapan eşten tazminat hukukunun genel esaslarına göre manevi tazminat talep edebilir.

Eşlerin sadakat yükümlüğüne aykırılık teşkil eden zina, kanunumuzda özel boşanma sebepleri arasında; mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Zinanın mutlak boşanma sebebi olarak kabul edilmesi, varlığının hakim tarafından saptanması halinde, ayrıca evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı araştırılmadan boşanmaya karar verilmesini ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, zinanın varlığı durumunda, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu kabul edilmektedir; bunun ayrıca ispatı aranmaz.

2-) Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Türk Medeni Kanunu’nun 162. Maddesinde düzenlenmiştir.

“Madde 162’e göre – Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

 Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Hayata kastın gerçekleştiğini söylenebilmesi için için işlenen fiilde öldürme kastının bulunması  yeterlidir. Kullanılan araçların öldürmeye elverişli olup olmaması önem arz etmemektedir. Bunun dışında eşlerden birisi diğerini intihara teşvik ediyorsa, bunu bilerek ve isteyerek engellemiyorsa ya da ölüm tehlikesi varken bilinçli olarak müdahale etmeyip seyirci kalıyorsa da hayata kast söz konusu olacaktır.

Ölüm tehdidi bu kapsamda hayata kast olarak kabul edilmemektedir. Yapılan eylemin kasten yapılması yeterlidir. Tedbirsiz davranış kast olarak kabul edilmemektedir. Burada eşin yakınlarına karşı bir kast varsa TMK 162. Maddesi kapsamında değerlendirilmeyerek hayata kast nedeniyle boşanma davası açılamayacaktır.

Eşlerden birinin diğerini normal olmayan cinsel ilişkiye zorlaması, aç bırakması, vücut bütünlüğüne ve sağlığına zarar vermesi, dövmesi gibi her türlü davranış pek kötü davranış kapsamdadır. Eşe ıstırap verip onun sağlığının bozulmasına sebep olmak yeterlidir. Böyle bir eylemin gerçekleşmesi boşanmaya sebep olması için yeterlidir.

Onur kırıcı davranışa gelecek olursak; eşlerin gündelik tartışmaları veya evlilik ilişkisinin doğal akışında meydana gelen sıradan tartışmalar onur kırıcı davranış kapsamına girmez ve  onur kırıcı davranışın sadece bir saygısızlık içermesi yeterli değildir. Aynı zamanda gerçekleşen bu onur kırıcı davranış, maruz kalan eşin namus ve şerefini incitici ve ihlal edici yoğunluk ve nitelikte bulunmalıdır Sözlü ya da yazılı şekilde olabilir. Örneğin bir eşin eşine “sen anlamazsın, bilmezsin, kültürsüzsün” demesi, “insan mısın, adam mısın” demesi, fotoğraflarda güzel çıkmadığının söylenmesi, “seni sevdiğim için değil, maaşın için evlendim” demesi, “Senin Allah’ını kitabını sinkaf ederim”, “Senin Allah belanı versin” denmesi, “eski eşine geri dön de seni tekrar boynuzlasın” şeklinde sözlerle hakaret etmesi, zina isnadında bulunması da diğer eş açısından ağır derecede onur kırıcı davranış teşkil etmektedir. Eşin affetmesi dava hakkını düşürebileceği gibi eylemin yapıldığının öğrenilmesinden itibaren 6 aylık ve herhalde yapılmasından itibaren 5 yıllık süre içerisinde dava açılmamışsa onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açılamayacaktır.

3-) Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesinde düzenlenmiştir.

“Madde 163’e göre; – Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.”

Kanun maddesinden açıkça görüldüğü gibi herhangi bir suçtan değil özellikle küçük düşürücü suçtan bahsedilmiştir.. Burada işlenen suçun toplumun gözünde nasıl algılandığı dikkate alınır. Örnek vermek gerekirse, hırsızlık, hileli iflas, dolandırıcılık, ırza geçme gibi suçlar küçük düşürücü suç kapsamında değerlendirilmektedir. Bu suçların bir defa işlenmesi boşanmaya dayanak teşkil edebilecek yeterliliktedir. 

Haysiyetsiz hayat sürme ise anlık durumlar ya da tekil bir eylemle değil süreklilik arz eden durumlarla mümkündür. Bu gibi durumlara, ayyaşlık, kumarbazlık ve hayat kadını olarak çalışma örnek olarak gösterilebilir. Eşin, toplum nezdinde haysiyetsizlik addedilen bir biçimde hayatını sürdürüyor olması gerekir.

Küçük düşürücü suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme nedenine dayanarak boşanma davası açılabilmesi için, sadece iddia edilen fiillerin ispatlanması yeterli değildir. Ayrıca, boşanma davası açan eş için bu sebepler,  diğer eşle birlikte yaşamayı çekilmez hale getirmelidir. Söz konusu durumların varlığına rağmen, bu fiiller taraflar arasında sorun yaratmıyorsa ya da sorun yarattığı ortaya konulamıyorsa , bu sebeplere dayanılarak boşanma davası açılamayacaktır. Buradan da anlaşılacağı gibi belirtilen sebepler mutlak değil, nispi boşanma sebepleridir.

4-) Terk

Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde düzenlenmiştir.

“Madde 164’e göre – Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.”

Öncelikle terk, evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek amacı taşımalıdır. Yani haklı bir sebebe dayanmamalıdır. Mesela askerlik görevini yerine getirdiği için ortak konutta bulunmayan eşe karşı, terke dayalı boşanma davası açılamayacaktır. Ancak, haklı bir sebebe dayanarak ortak konuttan ayrılan eşin, sebebin ortadan kalkmasına rağmen konuta dönmemesi halinde, terk olgusu yine gerçekleşmiş kabul edilir.

Eşin ortak konutu terke zorlanması halinde, zorlamada bulunan eş terk etmiş sayılacaktır. Bu durumda, terke dayalı boşanma davası açma hakkı, terke zorlanan eşe tanınmıştır.

Kanunumuz terke dayalı boşanma davası açılabilmesi için, eşin ortak konuta ihtar yolu ile davet edilmesini aramaktadır. İhtarın yapılabilmesi için terk edilmenin üzerinden dört ay geçmiş olmalıdır. İhtarnamenin usulüne uygun olarak gönderilmesi bir dava şartı olarak değerlendirildiğinden oldukça önemlidir. 

Terk sebebine dayalı olarak açılan boşanma davalarında herhangi bir hak düşürücü süre söz konusu değildir.

5-) Akıl Hastalığı

Türk Medeni Kanunu’nun 165. Maddesinde düzenlenmiştir.

“Madde 165’e göre; – Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.”

Akıl hastalığı sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için, akıl hastalığının evlilikten sonra ortaya çıkması, ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi şarttır. Örneğin eşlerden birinin psikolojik tedavi görmesi tek başına diğer eş için boşanma sebebi olarak kabul edilmez. 

Akıl hastalığı sebebiyle açılacak boşanma davalarında herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır.

GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ

Boşanmanın genel sebepleri Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenmiştir.

Madde 166.’ya göre; – Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. 

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. 

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. 

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Görüleceği üzere anlaşmalı boşanma ve ortak hayatın yeniden kurulamamış olması evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması halini düzenleyen genel boşanma nedeni içinde düzenlenmiştr. boşanma davası özel boşanma sebeplerinden birine dayanılarak açılamıyorsa, ancak tarafların evlilik birliğini devam ettirmeleri kendilerinden beklenemeyecek durumda ise, genel sebeplere dayanılarak dava açılabilecektir.

Görüleceği üzere yasada anlaşmalı boşanma halinde ve ortak hayatın yeniden kurulamaması halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılacaktır. Bu hallerin ve özel boşanma sebepleri haricindeki kusurlu hareketler evlilik birliğinin temelinde sarsılmasına yönelik sebepler olarak nitelendirilebilir 

1-) Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Evliliğin çekilmez hale geldiğini düşünen bir eş evlilik birliğinin temelden sarsıldığını öne sürerek boşanma davası açabilir.

Belirtmek gerekir ki özel boşanma sebeplerini genel boşanma sebeplerinden ayıran en önemli fark özel boşanma sebebinin varlığının boşanma kararı verilmesi için yeterli olmasıdır. Yani özel boşanma sebebinin varlığı halinde davacı taraf karşı tarafın bu sebebin meydana gelmesinde kusurlu olup olmadığını ispat etmek zorunda değildir. İspata muhtaç tek konu özel boşanma sebebinin var olup olmadığıdır. Buna karşılık örneğin evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına, şiddetli geçimsizliğe dayalı bir boşanma davası açılması halinde davayı açan taraf karşı tarafın kusur olgusunu ispat edemezse geçimsizliği de ispat edememiş olacaktır.

Her iki eşin de eşit derecede kusurlu olması halinde de tarafların boşanmasına karar verilecektir. Ancak bu durumda tarafların birbirine karşı tazminat yükümlülüğü olmayacaktır. Tamamen kusurlu olan eşin açmış olduğu dava ise karşı tarafın boşamayı kabul etmemesi halinde bir kimsenin kendi eylemlerinden ve kendi kusuruna dayanarak hak elde etmesi hukuka aykırı olacağından reddedilecektir.

Evlilik birliğini temelden sarsacak ya da eşler için evliliği çekilmez hale getirecek sebeplerin tek tek sayılabilmesi ise mümkün değildir. Nitekim evlilik birliğini temelinden sarsan ve çekilemez hale getiren çeşitli sebepleri ortaya koyan mahkeme kararları da mevcuttur. 

Bu sebeplere örnek olarak; eşlerden birinin evliliği çekilemez hale getirecek ölçüde farklı bağımlılıklarının bulunması, bir eşin diğer eşe gerekli maddi manevi desteği vermemesi, bir eşin cinsel olarak diğer eşle  beraber olmaktan imtina etmesi, aşırı kıskançlık, fiziksel, psikolojik ya da ekonomik şiddet, başkası ile duygusal ilişki kurma, iftira atma, hakaretvari söylemlerde bulunma,hastalık veya zor zamanlarda eşi gerekli destekten yoksun bırakma veya benzeri birçok sebep sayılabilir. 

Evlilik birliğini temelden sarsacak hareketler durumun şartları ve ağırlığına göre aynı zamanda özel boşanma sebepleri hallerinden birinin kapsamına girebileceği gibi, evlilik kurumunun sonlandırılmasını gerektirmeyecek ağırlıkta ve telafisi mümkün şekillerde de ortaya çıkabilmektedir.

2-) Anlaşmalı Boşanma

Anlaşmalı boşanma , kanunumuza irade serbestisinin bir yansıması olarak eklenmiştir. Eşlerin kendi aralarında boşanmaya karar vermeleri ve bunun hukuken sonuç doğurması için mahkemeye başvurmaları halinde bu durumda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve hakimin takdir yetkisi bu noktada daralır. Anlaşmalı boşanma davalarında kusur şartı aranmaz. Kusuru olsun veya olmasın eşlerden her biri anlaşmalı boşanma davası açabilir. 

Mahkemece anlaşmalı boşanma usulüne göre karar verilebilmesi için tarafların anlaşma biçimleri bazı şartlar taşımalıdır. 

Öncelikle anlaşmalı boşanma davalarında taraf olan eşlerin bu konuda gerçek bir iradeleri olmalıdır. Buna ek olarak tarafların anlaşmalı boşanma davasını beraber açmaları veya birlikte açmasalar bile birinin açtığı davaya diğerinin katılması gerekmektedir. Davanın açıldığı tarih göz önünde bulundurulduğunda, evlilik akdinin kurulduğu tarihten dava açılana dek en az bir yıl geçmiş olması gerekmektedir. Bir yılın dolmadığının anlaşıldığı hallerde, dava çekişmeli boşanma davası olarak devam edebilir. Anlaşmalı boşanma davasının bir diğer şartı ise tarafların hakim tarafından bizzat dinlenmesidir. Hakim tarafları aynı anda ve bizzat dinlemeden anlaşmalı boşanma davası hakkında bir karara varılmayacaktır. . Uygulamada en çok anlaşmazlık doğuran diğer bir şart ise tarafların; boşanmanın mali sonuçları ile çocukların velayeti, nafaka ve çocukla kişisel ilişki tesisi durumunun ne olacağı konusunda anlaşmasıdır. Bu şart için sadece eşlerin anlaşması yetmez aralarındaki anlaşmanın hakim tarafından da kabul edilebilir ve icra edilebilir nitelikte olması gerekir. Hakim anlaşma şartlarının hukuka, var ise müşterek çocuğun menfaatine ve kamu düzenine uygun olup olmadığını değerlendirir. 

3-) Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması

Ortak hayatın yeniden kurulamamasına “fiilen ayrı kalma” da denir. Fiilen ayrı kalma halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış kabul edilir. Bu sebebinin kabul edilebilir olması için eşlerin diğer boşanma sebeplerine dayanarak açtığı bir boşanma davasının olması, bu davanın reddinin kesinleşmesi ve bu kesinleşmeden itibaren 1 yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Daha önce 3 yıl olarak düzenlenmiş olan bu süre 7532 sayılı kanun ile 14/11/2024 tarihinde yapılan değişiklik ile 1 yıla düşürülmüştür. Bu şartların gerçekleşmesine rağmen eşler, hala fiilen bir araya gelemiyorsa evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabulüyle hakim çiftin boşanmasına hükmedilir. 

Bu sebebe dayanan davalarda daha önce ret edilen davadaki kusur durumunun bir önemi olmadığı gibi ortak hayatın kurulamamasındaki neden de davanın kabulü bakımından sonuca etkili değildir. Önemli olan önceki davada verilen ret kararının kesinleşmesi ve üzerinden bir yıl geçmiş olması ile bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulmamış olmasıdır. 

Fiili olarak her bir araya gelme, ortak hayatın yeniden kurulduğu manası taşımamaktadır. Örneğin çocuklar için, çocukların ihtiyaçları için, çocukları ziyaret etmek için, çocuğu diğer eşe bırakmak için, boşanma müzakeresi yapmak için, bir konu hakkında görüşmek için bir araya gelmek için veya zorunlu şekilde bir araya gelindiği hallerde ortak hayatın kurulduğundan söz edilememektedir.

Privacy Preferences
When you visit our website, it may store information through your browser from specific services, usually in form of cookies. Here you can change your privacy preferences. Please note that blocking some types of cookies may impact your experience on our website and the services we offer.