GİRİŞ
Son yıllarda bilişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, suç tipleri de dijital ortama kaymış; özellikle nitelikli dolandırıcılık, banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması ile kripto varlıklar aracılığıyla işlenen suçlarda ciddi bir artış yaşanmıştır. Bu gelişmeler karşısında kanun koyucu, ceza muhakemesi araçlarını hızlandırmayı ve suçtan elde edilen menfaatlere daha etkin şekilde müdahale etmeyi amaçlayan düzenlemelere yönelmiştir.
Bu kapsamda yürürlüğe giren 11. Yargı Paketi, bilişim suçlarıyla mücadele, suç gelirlerine el koyma ve nitelikli dolandırıcılık suçlarında görevli mahkemelerin belirlenmesi bakımından köklü değişiklikler içermektedir. Ancak bu düzenlemeler, mülkiyet hakkı, hukuk devleti ilkesi, masumiyet karinesi ve yargısal denetim gibi anayasal güvenceler bakımından ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Bu çalışmada, 11. Yargı Paketi ile getirilen düzenlemeler; özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen 128/A maddesi, nitelikli dolandırıcılık suçlarında görevli mahkeme değişikliği ve Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanının daraltılması başlıkları altında incelenecek, düzenlemelerin anayasal ilkelerle uyumu ve uygulamaya muhtemel etkileri değerlendirilecektir.
I. BİLİŞİM SUÇLARI VE HESAPLARA EL KOYMA (CMK m. 128/A)
A. Yeni Düzenlemenin İçeriği
Yargı Paketi ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen 128/A maddesi, bilişim suçları yoluyla elde edilen kazançların bulunduğu hesaplara yönelik yeni bir tedbir mekanizması öngörmektedir. Buna göre;
TCK’da düzenlenen nitelikli hırsızlık, nitelikli dolandırıcılık ve banka/kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının işlendiğine dair makul şüphe bulunması halinde,
Bankalar, ödeme hizmeti sağlayıcıları, elektronik para kuruluşları ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları, Herhangi bir hâkim kararı veya savcı talebi olmaksızın, Suçta kullanıldığı değerlendirilen hesapları 48 saate kadar askıya alma yetkisine sahiptir.
Askıya alma işlemi, ilgili kurum tarafından derhal Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilecek ve ayrıca hesap sahibine de bilgi verilecektir. Hesap sahibi, işlemin kaldırılması için savcılığa başvurabilecek; savcı ise bu başvuruyu 24 saat içinde karara bağlamakla yükümlüdür.
Askıya alınan hesaplarda bulunan suç gelirlerine ise:
- Hâkim kararıyla,
- Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde savcının yazılı emriyle el konulabilecek,
Savcı tarafından verilen el koyma kararı, 24 saat içinde hâkimin onayına sunulacak, hâkim ise en geç 48 saat içinde kararını açıklayacaktır.
Bu süreçte rapor alma şartı aranmayacak ve el konulan menfaatin mağdura ait olduğunun anlaşılması hâlinde, soruşturma veya kovuşturma aşamasında sahibine iade edilecektir.
B. Özel Hukuk Tüzel Kişilerine Fiilî Kolluk Yetkisi Tanınması Sorunu
CMK m.128/A ile getirilen en tartışmalı husus, bankalar ve finansal kuruluşlara tamamen kendi inisiyatifleriyle hesap askıya alma yetkisi tanınmasıdır. Bu durum, ceza muhakemesinin temel ilkeleri açısından önemli sakıncalar barındırmaktadır.
Ceza muhakemesinde mülkiyet hakkına yönelik her türlü sınırlama, kural olarak:
- Hâkim kararıyla,
- İstisnai hâllerde savcı emriyle,
- Sonradan yargısal denetime tabi olmak üzere yapılabilir.
Oysa yeni düzenleme ile özel hukuk tüzel kişilerine, önceden hiçbir yargısal denetim olmaksızın, fiilen el koyma niteliğinde tedbir uygulama yetkisi tanınmıştır. Bu durum, finans kuruluşlarının fiilen kolluk makamı gibi hareket etmesi sonucunu doğurmaktadır.
C. Anayasal Çerçevede Değerlendirme
Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılabileceğini; 35. maddesi ise mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceğini düzenlemektedir.
Bu bağlamda;
- Yargı kararı olmaksızın hesapların askıya alınması,
- Hesap sahibinin suçluluğu henüz sabit olmadan malvarlığına müdahale edilmesi,
masumiyet karinesi (Anayasa m.38) ile açık bir çelişki içerisindedir. Ayrıca banka görevlilerinin “makul şüphe”yi neye göre ve hangi kriterlerle belirleyeceği hususu belirsizdir. Bu belirsizlik, keyfî uygulamaların önünü açabilecek niteliktedir.
D. Uygulama Gerekçesi ve Eleştiriler
Düzenlemenin gerekçesi, özellikle dolandırıcılık suçlarında paranın çok kısa sürede farklı hesaplara aktarılması ve yargısal süreç tamamlanmadan suç gelirinin izinin kaybedilmesidir. Ancak hızlı müdahale ihtiyacı, temel hak güvencelerinin tamamen bertaraf edilmesini haklı kılmamaktadır.
Özellikle askıya alma kararını veren kişi veya kurumların hukuki sorumluluk taşımayacak olması, mağduriyetlerin telafisini daha da güçleştirebilecektir.
II. NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNDA GÖREVLİ MAHKEME
A. Görev Değişikliğinin İçeriği
Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, dolandırıcılık suçlarının yargılamasında görevli mahkemeler yeniden belirlenmiştir.
Buna göre:
- Basit dolandırıcılık suçu Asliye Ceza Mahkemelerinde,
- Nitelikli dolandırıcılık suçu ise yalnızca TCK m.158/1-d, e ve f bentleri kapsamında Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanında kalmıştır.
B. Geçiş Hükmü ve Amaç
Kanun koyucu, görev değişikliği nedeniyle ortaya çıkabilecek görevsizlik kararları ve yargılamaların uzamasını önlemek amacıyla bir geçiş hükmü öngörmüştür. Buna göre, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan veya istinaf/temyiz aşamasında bulunan dosyalar, eski görev kurallarına göre sonuçlandırılacaktır.
Bu düzenleme ile amaçlanan, basit ve nitelikli hâller arasındaki görev karmaşasını gidermek ve yargılamaların hızlanmasını sağlamaktır.
III. AĞIR CEZA MAHKEMELERİNİN GÖREV ALANININ DARALTILMASI
5235 sayılı Kanun’un 12. maddesinde yapılan değişiklikle, Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanı yeniden şekillendirilmiştir. Buna göre;
“Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” suçu ağır ceza mahkemelerinin görev alanına eklenmiş,
Nitelikli dolandırıcılık suçu ise yalnızca kanunda açıkça sayılan hâllerle sınırlı tutulmuştur.
Bu düzenleme sonucunda, çok sayıda nitelikli dolandırıcılık dosyası tek hâkimli Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanına girmiştir.
Öğretideki Eleştiriler:
Öğretide, özellikle:
- Çok sanıklı,
- Çok mağdurlu,
- Teknik ve mali inceleme gerektiren
nitelikli dolandırıcılık dosyalarının, tek hâkimli mahkemelerde görülmesinin yargılamanın sağlığı ve karar kalitesi açısından sakıncalı olabileceği yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır.
SONUÇ
Yargı Paketi ile getirilen düzenlemeler, bilişim suçları ve dolandırıcılık alanında hızlı ve etkin müdahale hedefini taşımakla birlikte; mülkiyet hakkı, hukuk devleti ilkesi, masumiyet karinesi ve yargısal denetim bakımından önemli anayasal tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Özellikle CMK m.128/A ile özel hukuk tüzel kişilerine tanınan geniş yetkiler, ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmakta zorlanmaktadır. Mahkemelerin görev alanlarının yeniden belirlenmesi ise, iş yükü dengesi ve yargılamaların niteliği bakımından yeni sorunların doğmasına yol açabilecektir.
Bu nedenle söz konusu düzenlemelerin, uygulamadaki sonuçları yakından izlenmeli; temel hak ve özgürlüklerin korunmasını merkeze alan bir yorum ve uygulama benimsenmelidir.

