VUK MÜKERRER MADDE 290/3 KAPSAMINDA FİNANSAL KİRALAMA VE FAALİYET KİRALAMASI AYRIMI

VUK MÜKERRER MADDE 290/3 KAPSAMINDA FİNANSAL KİRALAMA VE FAALİYET KİRALAMASI AYRIMI

Bu makale, kiralama ilişkilerinin hukuki ve vergisel nitelendirilmesinde sıklıkla karşılaşılan
finansal kiralama ve faaliyet kiralaması ayrımını ele almaktadır. Sözleşmenin adının veya
tarafların kullandığı etiketlerin, işlemin ekonomik içeriği ile her zaman örtüşmemesi nedeniyle,
yanlış sınıflandırma hem muhasebe kayıt düzenini hem de vergi matrahını doğrudan
etkileyebilmektedir. Çalışmanın temel amacı; finansal kiralama ile faaliyet kiralaması arasındaki
ayrımın hangi ölçütlere dayandırılması gerektiğini ortaya koymak, ardından Vergi Usul
Kanunu’nun (VUK) mükerrer 290/3 hükmü uyarınca doğru sınıflandırmanın neden zorunlu
olduğunu açıklamak ve yanlış nitelendirmenin vergi yükümlülüklerinde nasıl farklı sonuçlara yol
açabileceğini tartışmaktır. Bu çerçevede, 6361 sayılı Kanun’daki tanımlar ile VUK’un değerleme
ve muhasebeleştirme yaklaşımı birlikte değerlendirilmekte; özellikle sözleşmenin gerçek
mahiyetinin değerlendirilmesi ilkesi bağlamında sicil işlemleri, süre uzatımları ve ardışık
sözleşmelerin vergisel etkileri üzerinde durulmaktadır.

Finansal Kiralama Sözleşmeleri Nedir? Finansal kiralama sözleşmeleri hangi mevzuatta
düzenlenir?

Finansal kiralama, uygulamada çoğu kez bir yatırım malının edinimini finanse eden, risk ve
yararların önemli ölçüde kiracıya geçtiği, orta ve uzun vadeli bir kiralama modeli olarak karşımıza
çıkar. Türk hukukunda finansal kiralama sözleşmeleri esas itibarıyla 6361 sayılı Finansal
Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nda düzenlenmiş olup, finansal kiralama
şirketlerinin faaliyeti ve sözleşmenin kuruluş ile tescil rejimi bu Kanun çerçevesinde
belirlenmektedir. Vergi hukuku bakımından ise finansal kiralama işlemlerinin değerleme ve
muhasebeleştirilmesine ilişkin özel kurallar VUK’un mükerrer 290. maddesinde yer almakta; bu
düzenleme, işlemin vergisel nitelendirmesinde ekonomik içeriği esas alan bir çerçeve
sunmaktadır.

6361 sayılı Kanun’da faaliyet kiralaması, finansal kiralama dışında kalan kiralamalar için
kullanılan genel bir kategori olarak tanımlanmıştır.

Finansal kiralama ile faaliyet kiralaması arasındaki temel ayrımlar, uygulama bakımından bazı
tipik göstergelerle somutlaştırılabilmektedir. Erol, Yıldırım ve Toroslu’ya (2008, s. 39) göre finansal
kiralamada kiralama süresi orta ve uzun vadeli olabilirken faaliyet kiralamasında süre daha çok
kısa vadeli nitelik taşır. Finansal kiralamada kira süresi sonunda malın mülkiyetinin kiracıya
geçmesi söz konusu olabilecekken faaliyet kiralamasında malın mülkiyeti kural olarak kiracıya
geçmez. Yatırım malının önceden belirlenen bir bedelle satışı finansal kiralamada
kararlaştırılabilir; faaliyet kiralamasında ise bu tür bir satın alma hakkı genellikle öngörülmez.
Finansal kiralamada kira süresinin ekipmanın ekonomik ömrüne göre daha uzun bir dönem teşkil
etmesi ve kira ödemelerinin bugünkü değerinin çoğu kez ekipman bedelinden yüksek olması
beklenirken, faaliyet kiralamasında kira süresi ekonomik ömrün daha kısa bir bölümünü kapsar
ve kira ödemelerinin bugünkü değeri daha düşük kalır.

Bu ayrımın sözleşmesel sonuçları bakımından kritik bir nokta da şudur: Finansal kiralamada,
kiralanan şey üzerindeki mülkiyet hakkı dışındaki ve doğrudan mülkiyet hakkından kaynaklanan
borçlar dışındaki tüm hak ve sorumluluklar kural olarak kiracıya aittir (Topuz, 2013, s. 87).
“6361 Sayılı Kanun md.18: (1) Finansal kiralama sözleşmesi; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi
üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı veya başka suretle temin ettiği veya
daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere
kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören sözleşmedir.”

“6361 Sayılı Kanun md.3/1-ç: Bir finansal kiralama sözleşmesine dayalı olmak koşuluyla, bu
Kanun veya ilgili mevzuatı uyarınca yetkilendirilen kiralayan tarafından finansman sağlamaya
yönelik olarak bir malın mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi; kiracıya kira süresi
sonunda malın rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması; kiralama süresinin
malın ekonomik ömrünün yüzde sekseninden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya finansal
kiralama sözleşmesine göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının malın
rayiç bedelinin yüzde doksanından daha büyük bir değeri oluşturması hâllerinden herhangi birini
sağlayan kiralama işlemini… ifade eder.”

“6361 Sayılı Kanun md.3/1-b: Faaliyet kiralaması: …Finansal kiralama dışında kalan kiralamayı…
ifade eder.”
VUK mükerrer 290/3’ e neden ihtiyaç var?
VUK’un mükerrer 290. maddesi, finansal kiralama işlemlerinin niteliklerini ve bu işlemlere ilişkin
hak, borç ve iktisadi kıymetlerin hangi esaslarla muhasebeleştirileceğini düzenleyerek, vergisel
açıdan hangi kiralamanın finansal kiralama olduğunu açıklığa kavuşturur. Böylece, biçimsel
sınıflandırmaların vergi güvenliğini zedelemesini önleyerek, işlemin gerçek mahiyeti üzerinden
tutarlı bir vergisel nitelendirme yapılmasına hizmet eder. Özellikle kiralama süresinin, kıymetin
%80’inden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya sözleşmeye göre yapılacak kira
ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının iktisadî kıymetin rayiç bedelinin %90’ından daha
büyük bir değeri oluşturması hallerinin varlığında sözleşmenin finansal kiralama sözleşmesi
sayılacağına dair kesin ifade, ayrımı netleştirir.

“VUK Mükerrer md. 290/3: Kiralama işleminde; iktisadî kıymetin mülkiyetinin kira süresi sonunda
kiracıya devredilmesi, kiracıya kira süresi sonunda iktisadî kıymeti rayiç bedelinden düşük bir
bedelle satın alma hakkı tanınması, kiralama süresinin iktisadî kıymetin ekonomik ömrünün %
80’inden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin
bugünkü değerlerinin toplamının iktisadî kıymetin rayiç bedelinin % 90’ından daha büyük bir
değeri oluşturması hallerinden herhangi birinin varlığı durumunda kiralama işlemi finansal
kiralama kabul edilir.”

Faaliyet kiralaması sözleşmesinin, süresinin uzatılması veya tadil edilmesi suretiyle VUK
mükerrer 290/3’te öngörülen koşulları sağlaması hâlinde, bu sözleşmenin doğrudan
finansal kiralama olarak nitelendirilmesi mümkün müdür? Tarafların ayrıca bir irade
beyanında bulunmaları veya sicilde işlem tesis etmeleri gerekir mi?

Faaliyet kiralaması olarak kurulmuş bir sözleşmenin, süre uzatımı veya tadil yoluyla VUK mükerrer
290/3’te öngörülen ölçütleri sağlayacak biçimde değiştirilmesi hâlinde, ilişkinin kendiliğinden
finansal kiralamaya dönüşüp dönüşmeyeceği sorusu hem özel hukuk hem de vergi hukuku
bakımından ayrı ayrı ele alınmalıdır. Özel hukuk açısından ilk değerlendirme noktası, finansal
kiralama sözleşmesinin şekle ilişkin geçerlilik şartlarının sağlanıp sağlanmadığıdır.

Finansal kiralama sözleşmeleri için yazılılığın mutlaka sağlanması gereken bir geçerlilik şartı
olduğu bilinmektedir. Ancak sicile tescilin geçerlilik şartı olup olmadığı konusu incelemeye
değerdir. Zira, eğer geçerliliği sicilde tesciline bağlı ise içerik olarak her ne kadar finansal kiralama
sözleşmesi olma koşullarını sağlasa da geçerlilik şartları tatbik edilmediği için uzatılan
sözleşmenin bir finansal kiralama sözleşmesi olduğunu söylemek mümkün olmayacaktır.

“6361 Sayılı Kanun md.22: “… Taşınmaz mallara ilişkin sözleşmeler taşınmazın bulunduğu tapu
kütüğünün şerhler hanesine, kendilerine mahsus özel sicili bulunan taşınır mallara dair
sözleşmeler bu malların kayıtlı oldukları sicile tescil ve şerh olunur ve kiralayan tarafından ayrıca
Birliğe bildirilir.

(2) Özel bir sicile kayıtlı olmayan taşınır mallara ilişkin sözleşmeler Birlik tarafından tutulacak özel
sicile tescil edilir… (5) Tescil veya şerhten sonra, üçüncü kişilerin finansal kiralama konusu mal
üzerindeki ayni hak iktisapları kiralayana karşı ileri sürülemez…”

Mülga 3226 sayılı Kanun döneminde tescilin geçerlilik şartı olduğuna dair baskın bir görüş ve
Yargıtay uygulamaları mevcuttur. Örneğin Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin, 3226 sayılı Finansal
Kiralama Kanunu uyarınca finansal kiralama sözleşmesinin noterlikçe düzenleme şeklinde
yapılması ve taşınır mallar bakımından özel sicile tescil edilmesi, sözleşmenin geçerliliğinin
zorunlu unsurları olarak kabul edilmiş; bu yaklaşım, tescilin açıklayıcı değil kurucu nitelikte
olduğu sonucunu doğurmuştur (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2019).

Ancak Mülga 3226 sayılı kanunun yerine gelen 6361 sayılı Kanunun lafzı, sözleşmenin geçerliliği
için tescil işlemini üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilme fonksiyonuna indirgenmiş gibi gözükse
de konu tartışmaya açıktır. Doktrinde tescil veya şerhin; sözleşmenin geçerliliği bakımından
kurucu mu, yoksa açıklayıcı etkiye mi sahip olduğu konusunda görüş birliğine varılamamıştır. Bir
görüş; tescil veya şerh yapılmadıkça sözleşmenin geçerli olmayacağını, yani kurucu etkiye sahip
olduğunu savunurken başka bir görüş sadece açıklayıcı olduğunu savunmaktadır (Kırmızıtaş,
2016, s. 66).

Ayrıca Danıştay 10. Dairesinin bir kararında tescil/şerh, kurucu bir şart gibi değil, sözleşme
kurulduktan sonra üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik ve aleniyet fonksiyonu gören bir
mekanizma gibi değerlendirilmiştir (Danıştay 10. Daire, 2021).

Sicilde tescilin kurucu olduğu varsayılırsa, VUK mükerrer 290/3 şartlarını taşıyan ama ismen
finansal kiralama sözleşmesi olmayan sözleşmeler ve sicilde tescili gerçekleşmemiş
finansal kiralama sözleşmeleri nasıl beyan edilmeli?

Sözleşmenin özel hukuk bakımından geçerliliğinin sicilde tescil veya şerhe bağlı olduğu kabul
edilse bile, vergi hukukunda nitelendirmenin sadece şekli unsurlara indirgenmesi isabetli
olmayacaktır.

Bu yaklaşımın dayandığı temel norm, VUK m. 3/B’dir. VUK m. 3/B açıkça vergiye doğuran olayın
gerçek mahiyetinin esas alınması gerektiği ifade etmiştir. Bu yaklaşım, finansal kiralama ve
faaliyet kiralaması ayrımında vergisel nitelendirmenin sözleşmenin adı, tarafların kullandığı
etiketler veya şekli unsurlarla değil, işlemin ekonomik içeriği ile yapılacağını ifade eder. Bu
nedenle, 6361 sayılı Kanun kapsamında finansal kiralama sözleşmeleri bakımından öngörülen
tescil/şerh mekanizmasının, özel hukukta üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik ve aleniyet işlevi
bulunmakla birlikte; vergilendirme bakımından tek başına finansal kiralama niteliği taşıyıp
taşımadığını belirlemez. Vergisel değerlendirme, somut olayda risk ve yararların fiilen kime
geçtiği, kira süresinin ekonomik ömrün hangi bölümünü kapsadığı, kira bedellerinin bugünkü
değerinin rayiç bedele oranı ve benzeri ölçütler üzerinden, yani muamelenin gerçek mahiyeti esas
alınarak yapılır.

“VUK m.3/B: “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek
mahiyeti esastır.”

Sözleşmenin finansal kiralama sözleşmesi olması veya kira sözleşmesi olması
muhasebesel açından ne fark eder?

Finansal kiralama sözleşmelerinde ve faaliyet (operasyonel) kiralaması sözleşmelerinde
muhasebesel kayıt düzeni ve buna bağlı olarak vergisel sonuçlar farklılık gösterebilmektedir.
Nitekim VUK m.3/B uyarınca vergilendirmede, işlemin adlandırılmasından ziyade vergiyi doğuran
olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas olduğundan, aynı sözleşmenin farklı
nitelendirilmesi farklı vergi tarhiyatı risklerine yol açabilir.

Finansal kiralama sözleşmelerinde, kiracı bakımından ödemeler çoğu kez anapara ile
faiz/finansman unsuru ayrıştırılarak muhasebeleştirilir; buna karşılık faaliyet kiralamasında
ödenen bedeller genel olarak doğrudan kira gideri veya kira geliri olarak kaydedilir.

Faaliyet kiralamasında kiralayan genellikle kiralanan varlığı bilançosunda duran varlık olarak izler
ve bu varlık için amortisman ayırır; amortisman gideri vergi matrahını etkiler. Buna karşılık finansal
kiralamada, ekonomik fayda ve risklerin kiracıya geçtiği kabul edildiğinden, kiralayan kural olarak
kiralanan varlık için amortisman ayıramaz; kiralayan açısından işlem, varlığın bilançoda
tutulmasından ziyade finansal kiralama alacağı niteliğinde bir finansal varlık olarak
muhasebeleştirilir.

Sonuç olarak, hukuki ilişkinin gerçek niteliği ve buna uygun muhasebe düzeni, vergi matrahını ve
dolayısıyla olası tarhiyat/ceza risklerini etkileyebileceğinden önem arz etmektedir.
Finansal kiralama sözleşmesinin operasyonel kiralama sözleşmesi gibi vergilendirilmesinin
nasıl riskler vardır? İdari veya cezai yaptırımlar var mıdır?

Finansal kiralama niteliği taşıyan bir işlemin faaliyet kiralaması gibi vergilendirilmesi, öncelikle
vergi matrahında farklılaşmaya ve buna bağlı olarak eksik vergi ödenmesi riskine yol açabilir.
VUK’ta vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında veya
tam olarak yerine getirmemesi sebebiyle verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi ya da eksik
tahakkuk ettirilmesi hâli olarak tanımlanmış; vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda vergi
ziyaı cezasının uygulanacağı kabul edilmiştir (213 sayılı Vergi Usul Kanunu, md. 341-344).

VUK’un mükerrer 290. maddesinde yer alan değerleme rejimi kapsamında, finansal kiralama
işlemlerinden doğan borç ve alacakların reeskonta tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Bu
nedenle, işlemi faaliyet kiralaması gibi değerlendirip reeskont uygulamak suretiyle matrahı
azaltmak, incelemelerde düzeltme ve cezalı tarhiyat riski doğurabilecektir (213 sayılı Vergi Usul
Kanunu, mükerrer md. 290/2).

İdari yaptırımlar yönünden, vergi ziyaı hâlinde ziyaa uğratılan vergi üzerinden ceza uygulanmasının
yanı sıra, gecikme faizi ve ilgili usul hükümleri uyarınca tarhiyat süreçleri gündeme gelebilir. Cezai
sorumluluk bakımından ise, yanlış sınıflandırma tek başına her durumda suç oluşturmaz; ancak
eylemin defter ve belgelerde hile, sahte belge düzenleme veya kullanma gibi VUK m. 359
kapsamına giren fiillerle birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, adli yaptırımların da söz konusu
olabileceği unutulmamalıdır (213 sayılı Vergi Usul Kanunu, md. 359). Bu nedenle,
sınıflandırmanın baştan doğru yapılması; sözleşme metni, ek protokoller, ödeme planı ve
muhasebe kayıtlarının birbiriyle tutarlı kurulması hem idari hem de cezai riskleri azaltan temel bir
uyum tedbiridir.

Özetle, bir kiralama işleminin finansal kiralama niteliği taşıması, muhasebe düzenini daha
karmaşık hâle getirmekte; özellikle amortisman, finansman gideri ve değerleme kurallarının
yanlış uygulanması halinde önemli tarhiyat ve ceza risklerini gündeme getirmektedir.

SONUÇ:
Finansal kiralama ile faaliyet kiralaması ayrımı, yalnızca özel hukuk ilişkilerinin kurulma biçimini
değil, aynı zamanda vergisel ve muhasebesel sonuçları da belirleyen bir nitelendirme sorunudur.
6361 sayılı Kanun, finansal kiralama sözleşmesinin hukuki çerçevesini ve sicil rejimini ortaya
koyarken, VUK mükerrer 290/3 ve VUK m. 3/B, vergilendirmede ekonomik içeriğin esas alınacağını
vurgulayarak sınıflandırmayı işlemin gerçek mahiyeti üzerinden kurar. Bu nedenle, sözleşmenin
adı, süre uzatımları veya şekli eksiklikler ne olursa olsun, risk ve yararların fiilen devri ve ölçütlerin
gerçekleşmesi halinde işlemin vergisel açıdan finansal kiralama olarak değerlendirilmesi
mümkündür. Doğru sınıflandırma hem muhasebe kayıtlarının doğruluğu hem de vergi güvenliği
bakımından temel önemdedir.

Add Comment

Privacy Preferences
When you visit our website, it may store information through your browser from specific services, usually in form of cookies. Here you can change your privacy preferences. Please note that blocking some types of cookies may impact your experience on our website and the services we offer.