Türkiye ekonomisi, küresel tedarik zincirlerine derinden entegre olmuş yapısıyla dikkat çekmektedir. Ülkemizdeki üretim ve tüketim dinamikleri göz önüne alındığında, ithalat hacminin yüksekliği, yalnızca bir dış ticaret verisi değil, aynı zamanda Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) oluşumunda kritik bir rol oynayan ekonomik aktivitenin de göstergesidir. Yüksek ithalat hacmi, sanayi üretimi için gerekli ara malların temini ve iç pazarın canlılığı anlamına gelerek, dolaylı yoldan GSYH ve ekonomik büyüme ile ilişkilendirilmektedir. Bu yoğun ticari trafik içerisinde, yerli müvekkillerin taraf olduğu uluslararası satım sözleşmelerinde hangi hukuk kurallarının uygulanacağı hayati önem taşır. Bu çalışmada, Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Viyana Satım Antlaşması (CISG) hükümleri, ithalatçı konumundaki Türk şirketlerinin menfaatleri açısından karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.
Belirtmek gerekir ki, sözleşme serbestisi ilkesi gereği tarafların sözleşmeye koyacakları özel hükümlerle, mevzuatın veya uluslararası antlaşmaların çizdiği genel çerçevenin dışına çıkmaları her zaman mümkündür. Ancak bu yazının amacı, sözleşme metninin sessiz kaldığı ve dolayısıyla hukuk kurallarının tamamlayıcı fonksiyonunun devreye girdiği noktaları aydınlatmaktır.
İthalatçı Lehine Olabilecek Unsurlar ve CISG Tercihi
1- Ödeme Öncesi Muayene Hakkı
CISG, alıcıyı koruyan önemli bir mekanizma sunarak, kural olarak alıcının malları muayene etme olanağına sahip olmadan önce satış bedelini ödemekle yükümlü olmadığını düzenler (CISG md. 58/3) (Sürenoğlu, sf 145-146).
Buna karşılık Türk Borçlar Kanunu’na göre, sözleşmede aksine bir adet veya hüküm yoksa, satılan mal alıcıya arz edildiğinde alıcı satış bedelini ödemek ve malı derhal devralmakla yükümlüdür. (TBK md. 232). TBK, ödeme ve teslimin genellikle eş zamanlı ifasını esas alırken, CISG alıcıya malı görme konusunda daha geniş bir zaman aralığı tanır.
CISG Madde 58/3: “Alıcı, semeni, malları muayene olanağına sahip olmadan önce ödemekle yükümlü değildir, meğerki taraftarca üzerinde anlaşılmış olan teslim veya ödeme usulleri buna olanak tanımasın.”
TBK Madde 232: “Alıcı, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmakla yükümlüdür. Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın hemen devralınması gereklidir.” Örneğin, Yabancı bir firmadan ara mal ya da doğrudan mal ithal eden alıcı, sözleşmede CISG hükümleri uygulanıyorsa ve taraflar aksini kararlaştırmamışsa, mallar gümrüğe geldiğinde önce cihazların çalışıp çalışmadığını kontrol edebilir ve ödemeyi bundan sonra yapabilir. Ancak sadece TBK hükümlerinin uygulandığı bir senaryoda, satıcı malları teslim etmeye hazır olduğunu bildirdiğinde, alıcının henüz kutuları açıp detaylı inceleme fırsatı bulamadan ödeme yapması beklenebilir. Bu durum, ayıplı mal riskine karşı alıcının elini zayıflatan bir unsurdur.
2- Sözleşmenin Ayakta Tutulması İlkesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4685 E. sayılı kararında karşı oy, ülkemizin tarafı olduğu Mal Satışlarına İlişkin Viyana Sözleşmesi (CISG)’ nin, alıcının temerrüdü halinde satıcıya “aynen ifa, tazminat ve sözleşmeden dönme” hak ve yetkilerini tanıdığını vurgulayarak, uluslararası sözleşmelerin de aynı ifa yoluyla sözleşmeyi ayakta tutma eğilimini desteklediğini belirtmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/4685 K. 2022/2964 T. 08.04.2022).
Gerçekten de; CISG sözleşmelerin devamlılığını esas alır ve satıcının sözleşmeden dönme hakkını sınırlar. Satıcı, ancak alıcının yükümlülük ihlali esaslı nitelikteyse veya verilen ek süreye rağmen ödeme yapılmazsa sözleşmeden dönebilir (CISG md. 64). Oysa TBK’da, özellikle peşin satışlarda alıcı bedeli ödemekte temerrüde düşerse, satıcı başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın derhal sözleşmeden dönebilir (TBK md. 235). Görüldüğü üzere, sözleşmenin ayakta tutulması yönünde CISG ve TBK hükümleri arasında bariz bir irade farkı vardır.
CISG Madde 64: “(1) Satıcı aşağıdaki durumlarda sözleşmenin ortadan kalktığını beyan edebilir:
(a) Alıcının sözleşmeden veya bu Antlaşmadan doğan yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirmemesi sözleşmeye esaslı bir aykırılık oluşturuyorsa veya…”
TBK Madde 235: “Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir.
Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır. Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.”
Bu hükmün önemini bir örnekle somutlaştırmak gerekirse, bir yerli teknoloji firmasının piyasada bulunması zor olan bir ürünü ithal ettiği ve nakit akışındaki bir aksama nedeniyle ödemeyi vade gününde yapamadığı senaryoda; CISG uygulandığında satıcının sözleşmeden anında dönmesi “esaslı neden” kriteri dolayısıyla mümkün olamayacaktır. Mahkemeler önce ihlalin esaslı olup olmadığına bakacak ve duruma göre ödeme için ek süre verilmesine hükmedebileceklerdir. Oysaki TBK uygulanan bir peşin satışta satıcı vade günü geçtiği an sözleşmeyi feshedip malları daha yüksek fiyata başka bir alıcıya satma hakkını kullanabilir. Bu da alıcı için tedarik güvenliğini tehlikeye atar. Piyasa zor bulunan ve finansman gerektiren ürünlerin ticaretine ilişkin sözleşmelerde CISG hükümlerinin uygulanması bu bağlamda alıcının elini güçlendirebilecek bir stratejidir.
İthalatçı Aleyhine Olabilecek Unsurlar ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
İhtarsız Faiz İşlemesi Riski:
CISG, alıcının bedeli ödemede gecikmesi halinde, satıcının herhangi bir ihtarına veya talebine gerek olmaksızın faiz işleyeceğini öngörür (CISG md. 59 ve md. 78) (Sürenoğlu, sf. 132). Türk hukukunda ise faiz talebi genellikle temerrüt şartlarına ve ihtara bağlanmıştır; alıcının temerrüde düşmesi için kural olarak bir bildirimde veya ihtarda bulunması gerekir (TBK md. 235).
CISG Madde 59: “Alıcı, satıcının hiçbir talebine veya başka bir formaliteye uymasına gerek olmaksızın, sözleşmede tespit edilen veya sözleşme ve bu Antlaşma uyarınca belirlenebilen tarihte semeni ödemelidir.”
CISG Madde 78: “Taraflardan biri semeni veya muaccel diğer bir meblağı ödemezse diğer taraf, madde uyarınca talep etme hakkına sahip olduğu tazminata halel gelmeksizin, bu meblağ üzerinden faize hak kazanır.”
TBK Madde 234: “Faiz istenebileceği konusunda bir teamül varsa veya alıcı maldan ürün ya da diğer verimler elde etme imkânına sahip ise ya da belirli günün geçmesiyle temerrüdün gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın satış bedeline faiz istenebilir.”
Bedelin Tespiti ve Kur Riski
Sözleşmede bedel açıkça belirlenmemişse, CISG uyarınca sözleşmenin kurulduğu andaki cari fiyat esas alınır (CISG md. 55). TBK’da ise bedel belirlenmemişse, siparişin yapıldığı gün ve yerdeki cari fiyat esas alınır (TBK md. 233/1). Bu, dalgalı piyasalarda ciddi farklar yaratabilir (Sürenoğlu, sf 243-244).
CISG Madde 55: “Sözleşme, açıkça veya örtülü olarak semen belirlenmeksizin veya semenin belirlenmesini sağlayacak bir düzenleme içermeksizin geçerli olarak kurulmuşsa, aksine herhangi bir emare bulunmadıkça, tarafların sözleşmenin kurulduğu anda ilgili ticari branşta benzer koşullarda satılan aynı türden mallar için uygulanan cari fiyata örtülü olarak gönderme
yapmış oldukları varsayılır.”
TBK Madde 233: “Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır…”
Bu iki hükmün lafzındaki nüansın olası somut çıktısını bir örnekle ifade etmek gerekir: Örneğin, sözleşme imzalandığında hammadde fiyatlarının zirvede olduğu, ancak teslimat ve sipariş aşamasında fiyatlar düştüğü bir durumda; sözleşmede fiyat yazmıyorsa ve CISG uygulanması kararlaştırılmışsa, sözleşme tarihindeki o yüksek zirve fiyattan ödeme yapmak zorunda
kalınabilir. Halbuki TBK’da ifa ve sipariş zamanındaki fiyatın, yani düşmüş olan fiyatın esas alınacağı açık hükme bağlanmıştır. Ya da TBK hükümlerinin uygulanacağı kararlaştırılmışsa ve ürünler Türkiye’ ye geldiğindeenflasyon yüzünden ürünün piyasa değeri artmışsa, ithalatçı zor durumda kalabilecektir.
Sonuç olarak Türkiye’nin konjonktüründe fiyat dalgalanmalarının sıradanlaştığını ve sıklaştığını göz önünde bulunduracak olursak, bu durumun alıcının hem lehine hem aleyhine sonuç doğurabileceğini ve yabana atılmaması gereken bir detay olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca uluslararası ticarette ithalat hacminin GSYH üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, Türk şirketlerinin sözleşmesel koruma kalkanlarını doğru kurgulamaları elzemdir. Alıcı vekilleri; muayene hakkı ve sözleşmenin ayakta tutulması gibi konularda CISG’ in sağladığı avantajları kullanmalı, ancak faiz başlangıcı ve bedel tespiti gibi riskli alanlarda sözleşmeye özel hükümler ekleyerek CISG’ in aleyhe sonuçlarını bertaraf etme yoluna gitmelidir.

