Şirketler hukukunda sermayenin korunması ilkesi, anonim ve limited şirketlerin temel yapısal prensiplerinden birini oluşturmaktadır. Sermayenin korunması ilkesi, şirket malvarlığının pay sahipleri tarafından keyfi şekilde kullanılmasını önlemeyi ve şirket alacaklılarının menfaatlerini korumayı amaçlar. Türk hukukunda bu ilkeye hizmet eden önemli düzenlemelerden biri de Türk Ticaret Kanunu’nun 358. maddesinde düzenlenen pay sahiplerinin şirkete borçlanma yasağıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birlikte şirket malvarlığının korunması amacıyla pay sahiplerinin şirkete borçlanması belirli şartlara bağlanmış ve bu şartların ihlal edilmesi yaptırıma tabi tutulmuştur. Bu düzenleme özellikle eski uygulamada sıkça karşılaşılan, ortakların şirket kasasını kişisel finansman kaynağı gibi kullanmalarının önüne geçmeyi hedeflemektedir.
Şirkete Borçlanma Yasağının Hukuki Niteliği
TTK m.358 hükmüne göre pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını tamamen ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde bulunmadıkça şirkete borçlanamazlar. Bu düzenleme mutlak bir borçlanma yasağı getirmemekte, belirli koşulların gerçekleşmesi halinde borçlanmaya izin vermektedir. Dolayısıyla söz konusu hüküm, hem şirketin mali yapısını korumayı hem de ticari hayatın gerektirdiği esnekliği sağlamayı amaçlayan bir denge mekanizması niteliği taşımaktadır.
Doktrinde bu düzenlemenin sermayenin korunması ilkesinin doğal bir sonucu olduğu kabul edilmektedir. Arkan’a göre; anonim şirketlerde şirket malvarlığı pay sahiplerinden bağımsızdır ve bu malvarlığının korunması şirketin devamlılığı bakımından zorunludur. Benzer şekilde Poroy ve Tekinalp de pay sahiplerinin şirketten borç almalarının sınırsız şekilde serbest bırakılmasının şirket alacaklılarının korunması açısından ciddi sakıncalar doğuracağını ifade etmektedir.
Borçlanma Yasağının Şartları
TTK m.358 uyarınca pay sahiplerinin şirkete borçlanabilmesi için iki temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan ilki, pay sahibinin sermaye taahhüdünden doğan borcunu tamamen yerine getirmiş olmasıdır. Pay sahibi sermaye borcunu ödemeden şirketten borç alamaz. Bu düzenleme, pay sahibinin hem şirkete borçlu hem de şirketten alacaklı olmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.
İkinci şart ise şirketin mali durumunun borç verme işlemine elverişli olmasıdır. Kanuna göre şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde bulunmalıdır. Böylece şirketin mali açıdan zayıf olduğu dönemlerde pay sahiplerine borç verilmesi engellenmektedir. Bu düzenleme şirket malvarlığının korunmasına hizmet eden önemli bir güvence niteliği taşımaktadır.
Limited Şirketler Bakımından Durum
Her ne kadar TTK m.358 anonim şirketler bakımından düzenlenmiş olsa da, TTK m.644 hükmü uyarınca söz konusu düzenleme limited şirketler bakımından da uygulanmaktadır. Dolayısıyla limited şirket ortakları da aynı şartlar gerçekleşmeden şirkete borçlanamazlar. Kanun koyucunun bu yaklaşımı, sermaye şirketleri arasında sermayenin korunması bakımından bir bütünlük sağlamayı amaçlamaktadır.
Uygulamada özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde ortakların şirket kasasını kişisel hesap gibi kullanmaları sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle borçlanma yasağına ilişkin düzenlemeler, şirket disiplininin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır.
Borçlanma Yasağının İhlalinin Sonuçları
Şirkete borçlanma yasağının ihlali halinde hem hukuki hem de cezai sonuçlar gündeme gelebilmektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun 562. maddesine göre TTK m.358 hükmüne aykırı şekilde pay sahiplerine borç verilmesi durumunda sorumlular hakkında adli para cezası uygulanabilmektedir. Bu yaptırımın amacı, yasağın etkinliğini artırmak ve şirket yönetim organlarının bu konuda gerekli özeni göstermelerini sağlamaktır.
Ayrıca borçlanma yasağına aykırı işlemler, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu da gündeme getirebilir. Şirket malvarlığının hukuka aykırı şekilde kullandırılması durumunda şirketin uğradığı zararların tazmini talep edilebilir. Bu bağlamda yönetim kurulu üyelerinin görevlerini yerine getirirken gerekli özeni göstermeleri büyük önem taşımaktadır.
Doktrindeki Tartışmalar
TTK m.358’e ilişkin doktrinde çeşitli tartışmalar bulunmaktadır. Özellikle 6335 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler bu tartışmaların merkezinde yer almaktadır. İlk düzenlemede pay sahiplerinin şirkete borçlanması oldukça sıkı sınırlamalara tabi tutulmuşken, yapılan değişiklik ile belirli şartlar altında borçlanmaya izin verilmiştir.Bazı yazarlar bu değişikliğin sermayenin korunması ilkesini zayıflattığını ileri sürmektedir. Buna karşılık diğer bir görüş, ticari hayatın ihtiyaçları dikkate alındığında belirli ölçüde esnekliğin gerekli olduğunu savunmaktadır. Bu tartışmalar, şirketler hukukunda sermaye koruma ilkesi ile ticari hayatın pratik ihtiyaçları arasında sürekli bir denge arayışının bulunduğunu göstermektedir.
Sonuç
Türk Ticaret Kanunu’nun 358. maddesinde düzenlenen şirkete borçlanma yasağı, şirket malvarlığının korunması ve şirket alacaklılarının güvence altına alınması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu düzenleme ile pay sahiplerinin şirket varlıklarını kişisel finansman kaynağı olarak kullanmalarının önüne geçilmek istenmiştir.
Her ne kadar kanun koyucu belirli şartlar altında borçlanmaya izin vermiş olsa da, şirket yönetim organlarının bu işlemleri gerçekleştirirken şirket menfaatlerini gözetmeleri gerekmektedir. Özellikle uygulamada sıkça görülen ortakların şirket kasasını kişisel amaçlarla kullanmaları gibi durumların önüne geçilmesi açısından TTK m.358 hükmünün etkin şekilde uygulanması büyük önem taşımaktadır.

