Yargılamaların makul bir süre içerisinde sonuçlandırılması, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemelere başvuran kişilerin, davalarının gereğinden uzun süre devam etmemesini ve uyuşmazlığın makul bir süre içerisinde kesin olarak sonuçlandırılmasını bekleme hakkı bulunmaktadır.
Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, yalnızca yargı sisteminin etkinliği bakımından bir sorun oluşturmakla kalmamakta; aynı zamanda Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaline neden olabilmektedir.
Bu kapsamda, yargılaması makul olmayan şekilde uzun süren kişilerin belirli şartlar altında manevi tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır.
Makul Sürede Yargılanma Hakkı Nedİr?
Makul sürede yargılanma hakkı, kişilerin tarafı oldukları bir uyuşmazlığın gereksiz ve aşırı gecikmeye maruz bırakılmadan sonuçlandırılmasını güvence altına almaktadır.
Bu hak yalnızca hukuk davaları bakımından değil; ceza soruşturma ve kovuşturmaları ile idari yargılamalar bakımından da uygulanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin değerlendirmelerinde yargılamanın süresinin tek başına belirleyici olmadığını, her uyuşmazlığın kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Yargılamanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve yargı makamlarının süreç içerisindeki tutumu ile başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği dikkate alınan temel kriterler arasındadır.
Dolayısıyla bir yargılamanın yalnızca belirli bir yılı aşmış olması, tek başına makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği anlamına gelmemektedir. Somut olayın özellikleri belirleyici olmaktadır.
Bir Yargılamanın Ne Kadar Sürmesi Makul Kabul Edİlİr?
Makul süre bakımından kanunda tüm davalar için geçerli sabit bir yıl sınırı bulunmamaktadır.
Yargılamanın makul olup olmadığı değerlendirilirken özellikle;
- Dosyanın hukuki ve fiili açıdan karmaşık olup olmadığı,
- Delillerin toplanmasının ne kadar zaman aldığı,
- Bilirkişi incelemelerinin gerekip gerekmediği,
- Dosyanın kaç dereceli yargılamaya tabi olduğu,
- Tarafların yargılamanın uzamasına neden olup olmadığı,
- Mahkeme ve diğer yargı makamlarının gerekli özeni gösterip göstermediği,
- Başvurucunun uyuşmazlığın hızlı şekilde sonuçlandırılmasında özel bir menfaatinin bulunup bulunmadığı
gibi hususlar birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle yalnızca davanın toplam süresine bakılarak değerlendirme yapılması doğru değildir.
Örneğin teknik açıdan son derece karmaşık, çok sayıda taraf ve delil içeren bir uyuşmazlığın uzun sürmesi ile basit nitelikteki bir davanın yıllarca sonuçlandırılmaması aynı şekilde değerlendirilmeyecektir.
Yargılamanın Uzamasından Tarafın Sorumlu Olması
Makul süre değerlendirmesinde tarafların yargılama sürecindeki davranışları da dikkate alınmaktadır.
Başvurucunun gereksiz süre taleplerinde bulunması, duruşmalara katılmaması, kendisinden beklenen işlemleri zamanında yerine getirmemesi veya yargılamanın uzamasına kendi davranışlarıyla neden olması halinde bu sürelerin tamamının devlete yüklenmesi mümkün değildir.
Buna karşılık, yargı makamlarının dosyayı gereksiz şekilde bekletmesi, delillerin uzun süre toplanmaması, bilirkişi süreçlerinin makul olmayan şekilde uzaması veya yargısal işlemlerin gereksiz gecikmeyle yapılması devletin sorumluluğu bakımından önem taşıyabilir.
Uzun Süren Yargılama Nedenİyle Tazmİnat Talep Edİlebİlİr mİ?
Evet.
Türkiye’de uzun süren yargılamalar nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvuru yapılabilmektedir.
Tazminat Komisyonu, 6384 sayılı Kanun kapsamında oluşturulmuş olup, yapılan yasal değişikliklerle görev alanı genişletilmiştir. Özellikle 7499 sayılı Kanun ile Komisyona, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla ileri sürülen manevi tazminat taleplerini inceleme yetkisi verilmiştir.
Bu düzenleme ile uzun süren yargılamalar bakımından kişilerin doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurmadan önce başvurabilecekleri özel bir iç hukuk yolu oluşturulmuştur.
Tazmİnat Komİsyonu Gerçekten Tazmİnat Ödüyor mu?
Evet. Tazminat Komisyonunun uzun süren yargılamalar nedeniyle manevi tazminata hükmettiği somut uygulama örnekleri bulunmaktadır.
Bununla birlikte, Komisyon tarafından verilen tazminatın yeterli ve etkili bir giderim sağlayıp sağlamadığı ayrıca Anayasa Mahkemesinin denetimine konu olabilmektedir.
Uygulamadan Örnekler
Anayasa Mahkemesi, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin bireysel başvurularda yargılamanın süresini ve somut olayın özelliklerini birlikte değerlendirerek ihlal tespitinde bulunmaktadır.
Örneğin A.T. ve diğerleri (B. No: 2020/26878, 24/5/2023) ile ilgili kararında, uzun süren ceza yargılaması nedeniyle Tazminat Komisyonu tarafından başvurucular lehine verilen tazminatın yeterli bir giderim sağlamadığı değerlendirilmiş ve başvurucuların makul sürede yargılanma hakkı bakımından etkili bir giderim elde edemediği sonucuna ulaşılmıştır.
Benzer şekilde M.K. (B. No: 2019/21926, 10/5/2023) ile ilgili kararında Anayasa Mahkemesi, ortaklığın giderilmesi davasında verilen kararın icrası için geçen sürenin de makul süre değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğini ortaya koymuş; kararın icrası aşamasındaki gecikmenin göz ardı edilmesini etkili başvuru hakkı bakımından incelemiştir.
Anayasa Mahkemesinin B. No: 2019/19833, 12/1/2023 tarihli kararında da yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı değerlendirilerek başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Bu kararlar, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde yalnızca yargılamanın toplam süresinin değil, dosyanın niteliğinin, yargılamanın karmaşıklığının, tarafların ve yargı makamlarının tutumunun ve kararın icrası için geçen sürenin de dikkate alındığını göstermektedir.
Yargılama Sonrasında Kararın İcrasının Gecİkmesİ de Dİkkate Alınabİlİr
Uzun yargılama yalnızca mahkemenin karar vermesine kadar geçen süreyle sınırlı olmayabilir.
Özellikle mahkeme kararının uygulanması veya icra edilmesi uyuşmazlığın fiilen sona ermesi bakımından önem taşıyorsa, kararın icrası için geçen sürenin de makul süre değerlendirmesinde dikkate alınması gerekebilir.
Anayasa Mahkemesinin M.K.(B. No: 2019/21926, 10/5/2023) kararında bu husus özellikle ortaya çıkmaktadır.
Karara konu olayda, ortaklığın giderilmesi davasında verilen kararın ardından taşınmazın satışına ilişkin sürecin uzun sürmesi söz konusu olmuştur. Kararın icrası aşamasında geçen sürenin değerlendirme dışında bırakılması Anayasa Mahkemesinin incelemesine konu olmuş ve makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı bakımından değerlendirme yapılmıştır.
Bu karar, özellikle “mahkeme karar verdi, dolayısıyla yargılama sona erdi” şeklindeki yaklaşımın her durumda yeterli olmadığını göstermektedir.
Bir uyuşmazlığın gerçek anlamda sona ermesi için kararın uygulanmasının gerekli olduğu durumlarda, kararın icrasında yaşanan gecikmelerin de hukuki açıdan önem taşıması mümkündür.
TAZMİNAT MİKTARI NASIL BELİRLENİR?
Uzun süren her yargılama için aynı miktarda tazminata hükmedilmesi söz konusu değildir.
Tazminat miktarının belirlenmesinde yargılamanın toplam süresi, makul sürenin ne kadar aşıldığı ve somut olayın özellikleri dikkate alınmaktadır.
Dolayısıyla Komisyon tarafından verilen her tazminat miktarının otomatik olarak yeterli kabul edilmesi mümkün değildir. Belirlenen tazminatın, ihlalin ağırlığıyla orantılı ve başvurucu bakımından etkili bir giderim sağlayacak nitelikte olması gerekir.
Anayasa Mahkemesİne Doğrudan Başvuru Yapılabİlİr mİ?
Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası Tazminat Komisyonunun görev alanına giriyorsa, kural olarak öncelikle bu iç hukuk yolunun tüketilmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi, Tazminat Komisyonunun makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetler bakımından erişilebilir ve kural olarak yeterli giderim sağlayabilecek bir iç hukuk yolu olduğunu kabul etmektedir.
Bu nedenle Komisyona başvurmadan doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular, somut olayın koşullarına göre başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunabilir.
Bununla birlikte Komisyon tarafından verilen kararın yeterli ve etkili bir giderim sağlayıp sağlamadığı ayrıca Anayasa Mahkemesinin denetimine konu olabilmektedir.
Yargılamanın Hâlen Devam Etmesİ Halİnde Ne Olur?
Yargılamanın hâlen devam ettiği durumlarda da makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülebilir.
Ancak devam eden bir yargılamada hangi başvuru yolunun kullanılacağı ve başvurunun hangi aşamada yapılabileceği somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Bu nedenle yargılamanın devam ediyor olması, kişinin makul süre bakımından hiçbir hukuki imkâna sahip olmadığı anlamına gelmemektedir.
Özellikle uzun süredir devam eden ve dosyada uzun süre herhangi bir işlem yapılmayan yargılamalarda, somut dosyanın özellikleri incelenerek mevcut başvuru yollarının değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Uzun Yargılama Nedenİyle Tazmİnat Almak İçin Davanın Kaybedİlmİş Olması Gerekİr mİ?
Hayır.
Makul sürede yargılanma hakkı, davanın sonucundan bağımsız bir güvencedir.
Bir davanın kazanılmış veya kaybedilmiş olması, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılıp sonuçlandırılmadığı bakımından tek başına belirleyici değildir.
Esas mesele, uyuşmazlığın çözümünün gereğinden fazla gecikip gecikmediğidir.
Bu nedenle davayı kazanan bir taraf da kaybeden bir taraf da, gerekli şartların bulunması halinde uzun yargılama nedeniyle tazminat talebinde bulunabilir.
Sonuç
Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Bir uyuşmazlığın uzun yıllar boyunca sonuçlandırılmaması, somut olayın özelliklerine göre makul sürede yargılanma hakkının ihlaline neden olabilir.
Türkiye’de uzun yargılamalara ilişkin tazminat talepleri bakımından Tazminat Komisyonu önemli bir iç hukuk mekanizması haline gelmiştir. Komisyonun uygulamasında uzun süren yargılamalar nedeniyle manevi tazminata hükmedildiği görülmektedir.
Anayasa Mahkemesinin kararları ise yalnızca tazminat hakkının varlığını değil, aynı zamanda verilen tazminatın yeterli ve etkili bir giderim sağlayıp sağlamadığını da ortaya koymaktadır.
Diğer taraftan, uyuşmazlığın mahkeme kararıyla sonuçlanmasının her durumda makul süre incelemesini sona erdirmediği; kararın icrasının uyuşmazlığın fiilen sona ermesi bakımından gerekli olduğu durumlarda icra aşamasındaki gecikmelerin de dikkate alınabileceği Anayasa Mahkemesi içtihadında görülmektedir.
Bu nedenle uzun süren bir yargılama nedeniyle tazminat talep edilip edilemeyeceğinin belirlenmesinde yalnızca davanın kaç yıl sürdüğüne bakılması yeterli değildir. Dosyanın niteliği, yargılamanın karmaşıklığı, tarafların ve mahkemelerin tutumu, yargılamanın hangi aşamalardan geçtiği, kararın icrası ve başvuru süreleri birlikte değerlendirilmelidir.
Uzun süren bir yargılama nedeniyle hak kaybına uğradığını düşünen kişilerin, somut dosyalarının özellikleri ve uygulanabilecek başvuru yolları bakımından hukuki değerlendirme yapmaları önem taşımaktadır.

