Kadının Şiddet, İstismar ve Dışlanma Üçgenindeki Yaşamı

Posted by
|

Tarih boyunca bireysel ve toplumsal düzeyde farklı boyutlarda gözlenen şiddet olgusu, ne yazık ki yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Hemen hemen her toplumda mücadele edilen sorunların başında gelen şiddetin en yoğun uygulandığı kesimler tarih boyunca hep kadınlar olmuştur. Kadınlar çoğu zaman, şiddetin yaratmış olduğu fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalmakta ve şiddet olgusu; kadınların yaşam kalitelerine büyük ölçüde zarar vermektedir.

 

Kadına yönelik şiddet ister kamusal ister özel hayatta olsun; tehdit etme, zorlama veya özgürlükten keyfi olarak yoksun bırakma dahil olmak üzere çeşitli eylemlerle, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik olarak zarar veya acı verme sonucu doğuran, bu sonucu doğurması muhtemel olan, cinsiyete dayalı her türlü şiddet eylemi anlamına gelir.

 

Dünya Sağlık Örgütü, şiddeti “küresel bir halk sağlığı sorunu” olarak benimsemiş, şiddetin tür ve biçimlerini şöyle açıklamıştır: 

 

Fiziksel Şiddet : Güç kullanımına dayanan ve fiziksel bir zarar vermeye yönelik saldırgan davranışların tümü fiziksel şiddet olarak değerlendirilmektedir.

 

Cinsel Şiddet : İş ve ev başta olmak üzere her türlü ortamda gerçekleştirilebilen, cinsel ilişkiye zorlama, istenmeyen cinsel davranışlarda bulunma, rahatsız etme, cinselliği vurgulayan eleştirilerde bulunma ve sözler söyleme, istenmeyen cinsel içerikli konuşmalar yapma davranışları cinsel şiddet olarak tanımlanmaktadır. Buna göre baskı ve zorlama fiziksel olabildiği gibi, tehdit ve psikolojik baskı biçiminde de kendini gösterebilmektedir. Kadına yönelik cinsel şiddetin sonuçları ölümcül olmayan sonuçlar (istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, jinekolojik sorunlar, kendine zarar veren davranışlar, düşükler, baş ağrısı), psikolojik sonuçlar (depresyon, korku, kaygı, kendine güvensizlik, cinsel bozukluklar, yeme sorunu) ve ölümcül sonuçlar (intihar, öldürme, HIV/AIDS) olarak üç grupta toplanmaktadır.

 

Psikolojik Şiddet : Bireyin benlik ve kişilik duygusunu ortadan kaldırmaya veya yaralamaya yönelik tüm saldırılar, psikolojik şiddet olarak tanımlanmaktadır. Psikolojik şiddet bu durumda, bir kişinin, bir veya daha fazla kişi tarafından hedef seçilmesiyle başlayan ve bu kişiye düzenli olarak ve süregelen bir zaman diliminde saldırarak, onu yardıma muhtaç hale getiren bir süreçtir. Psikolojik şiddet, her şeyden önce duygusal bir saldırıyı kapsar. Bireye sürekli kötü niyetli davranışlarda bulunma, alay etme, küçük düşürme, toplumsal itibarını zedeleme gibi yollarla saldırmaktır.

 

Yoksunluk ve İhmal : Yoksunluk ve ihmalin özellikle şiddet olarak algılanmasının temel nedeni, kasıt içermesidir. Bireyler, ulaşmak istedikleri bir şeyden yoksun bırakılarak cezalandırılabilirler. Örneğin, sevgiden, ilgiden yoksun bırakma, psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebilirken; eğitim, sosyal hayata katılım gibi engellemeler de bireyi bunalıma sürükleyebilir. İhmal ise; bireyin kendisine, etrafındaki bireylere veya ortamına yönelik olabilir. Yoksunluk ve ihmal birbirini takip edebilmektedir. Yoksun bırakılan bireyler, yoksun bırakanları, ihmal ile cezalandırabilirler. Her iki durumda da engellenmiş olan birey, psikolojik şiddeti zaman zaman fiziksel şiddete dönüştürebilir.

 

Kadınların maruz kaldığı şiddet durumları; aile içi şiddet, topluluk içi şiddet ve örgütlü/toplumsal şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Araştırmalara göre; kadınların %20-30’u yaşamlarının herhangi bir döneminde eşi/partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete uğramaktadır. Türkiye’de yapılan çalışmalar ise kadınların %26-58’nin fiziksel şiddete uğradığı, kadının aile içinde her türlü şiddete (dayak, aşağılanma, istismar, tecavüz) maruz kaldığını gözler önüne sermektedir. 
  • 2009 yılında Münevver Karabulut’un vahşice ve planlanarak öldürülmesinin ardından kurulan “Kadın Cinayetlerini Durduracağız!” platformu, her yıl Türkiye’deki kadın cinayetleri sayısını takip etmektedir ve açıklamalarına göre; 
YIL CİNAYET SAYISI
2013 237
2014 294
2015 303
2016 328
2017 409

 

  • 2017 yılında yaşamını yitiren 409 kadının %39’u koca, erkek arkadaş ya da eski koca ya da eski erkek arkadaş tarafından öldürülmekte iken, %33’ü tespit edilemeyen kişiler tarafından, %24’ü ise babası, oğlu, üvey oğlu veya bir akrabası tarafından öldürülmüştür.

 

  • Türkiye çapında 57 kadının öldürüldüğü İstanbul, 2017 yılında en fazla kadının öldürüldüğü kent olurken onu 25 cinayetle Antalya, 18 cinayetle Bursa, 17 cinayetle Adana, 15 cinayetle Gaziantep takip etmiştir. 63 ilde kadınlar öldürülürken Tunceli, Rize, Erzurum, Kırklareli ve Hakkari’nin de aralarında bulunduğu 18 ilde kadın cinayeti işlenmemiştir.

 

Duygusal ve fiziksel şiddete uğrayan bu kadınların böyle bir şiddet ortamında yaşamaya devam etmeleri mecburiyetinde olmaları ise başlı başına bir paradokstur. Sosyal ve toplumsal algının getirdiği kutsal yuvanın idamesi, çocuklar için katlanmak gibi aile içi “fedakâr ve verici kadın” rollerinin kadın tarafından süregelen telkinler sonucunda kabullenilmesinin yanında, karı-koca arasında mahremiyet alanı olarak çizilmiş sınırların içinde kalan sırların deşifre edilmemesi yönünde toplumsal bir baskı da kadını çözümsüzlüğe itmektedir. Eğitim düzeyi yüksek çiftlerin evliliklerinde dahi, bu toplumsal baskı yüzünden şiddete maruz kalan kadın, genellikle susmakta ve yıllardır kendisine dayatılan rollerinin baskısı altında evliliğin devamı için bu duruma katlanmaktadır. Özet olarak; sosyal statü, ekonomik baskı, sosyal çevre baskısı, kendine güvenmeme ve toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle kadınlar, şiddet gördükleri evliliklerini gördükleri kötü muameleye rağmen mutsuz olma pahasına sürdürmektedirler.

 

Kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olarak ele alınıp, devletin ve toplumun tüm organlarının aktif katılımıyla elbirliğiyle çözümüne yönelik yaptırımlar getirilmesi ve bu yaptırımların toplumsal bir zihniyet değişikliğine yön vermesi gerekmektedir. Tüm bunlarla birlikte; kadınlarla çocukları koruyucu hükümet politikaları ve bunlar sonucunda çıkarılacak kanunlarla gerçekleşebilecek hukuki reformlar hayati önem taşımaktadır.

 

Hukuki yaptırımlar, okullardaki eğitim programlarının toplumun şiddet konusundaki genel anlayışını değiştirecek yönde düzenlenmesi ile medya ve internet üzerinde kadına yönelik cinsel obje ve şiddet içerikli aktivitelerin tespit edilip engellenmesine yönelik çalışmalar desteklenmelidir. Bu yaptırımlar olmadan, toplumsal ve sosyal bir iyileşme beklenmesi mümkün değildir. Çünkü yaptırımları güçlü olmayan bir toplumda kadınlar ve çocuklar şiddete ve tacizlere maruz kalmaya devam edecekleri gibi, sosyal destekten ve korumadan yoksun ve yalnız başlarına bırakıldıkları takdirde uyuşturucu çeteleri, kadın ve çocuk ticareti gibi daha kapsamlı tuzakların içerisine itilerek sorunun daha da içinden çıkılamaz ve topluma daha çok zarar verir bir hale gelmesi kaçınılmaz olacaktır. 

 

  • Yasal Düzenlemeler

İnsan Hakları belgelerinin bir kısmı açık şekilde kadına yönelik şiddete dair düzenlemeler içerirken, bir kısmı cinsiyete dayalı ayrımcılık yasağına ve kadın erkek eşitliğine ilişkin düzenlemeler içermekte; diğer bir kısmı ise temel metinler olmaları itibariyle kadına yönelik şiddet konusunda yol gösterme niteliği taşımaktadır.

 

Özellikle eşitlik hakkı, cinsiyete dayalı ayrımcılık yasağı, yaşama hakkı, kanun önünde eşitlik, çalışma hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı gibi düzenlemelerin yer aldığı belgelerin kadına karşı şiddeti önlemeye veya ortadan kaldırmaya yönelik mücadele ile sıkı bir bağı mevcuttur. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bir ayrımcılık şekli olduğu düşünüldüğünde, ayrımcılık yasağı ile ilgili düzenlemeler doğrudan olmasa da kadına yönelik şiddet konusunu ilgilendirmektedir. Özellikle cinsiyete dayalı ayrımcılık yasağını düzenleyen metinlerde kadına yönelik şiddet ile ayrımcılığın yakın ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Belirtilen ayrımcılıklara karşı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu emsal kararlardan bazıları şu şekildedir;

 

  • Nahide Opuz’un eski kocası, evlilikleri süresince Nahide Opuz’u defalarca tehdit etmiş ve şiddet uygulamış, Nahide Opuz kocası tarafından yedi yerinden bıçaklanmış ve hayati tehlike atlatmıştır. Eski eşi yalnızca Başvucu’ya değil; annesine de şiddet uygulamış ve her ikisini de araba ile ezmiştir. Tüm bunlar sonucunda Türk otoriteleri, eski kocayı göz altına almış ancak uzun sürmeden salıvermiştir. Başvurucu ve annesi defalarca polisle iletişime geçerek hayatlarının tehlikede olduğunu bildirmiş olmasına rağmen soruşturmaya veya onları korumaya dair bir adım atılmamış, Başvurucu’nun eski kocası, 11.02.2003 tarihinde Başvurucu’nun annesini öldürmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) kadına yönelik şiddete ilişkin özel bir düzenleme bulunmamasına ve Mahkeme’nin görev tanımına girmemesine rağmen, aile içi şiddete karşı mücadeleye katkı sağlamak amacıyla Opuz v. Türkiye dosyasında Sözleşme’nin yaşama hakkını düzenleyen 2. Maddesi, işkence yasağını düzenleyen 3. Maddesi, özel hayatın ve aile hayatının korunmasını düzenleyen 8. Maddesi ile ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesine ilişkin ihlaller bulunduğu sonucuna vararak pozitif ayrımcılık göstermiştir.

Opuz v. Türkiye – “Mahkeme, Türkiye’deki genel ve ayrımcı yargı pasifliğinin, kasıtlı biçimde olmasa da, esasen kadınları etkilediği şeklinde yukarıda yaptığı tespitini hatırda tutarak, başvurucu ve annesi tarafından maruz kalınan şiddetin, kadına yönelik ayrımcılığın bir biçimini oluşturan toplumsal cinsiyete dayalı şiddet olarak görülebileceği kanaatindedir.” 

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 

09.06.2009, Strasburg

 

  • Başvurucuların anneleri Selma Civek’in babaları tarafından öldürülmesi olayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme’nin 2. Maddesinde düzenlenen yaşam hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir.

Civek v. Türkiye – “Mahkeme özellikle Türk makamlarının Selma Civek’in hayatına karşı ciddi tehditler hakkında bilgilendirilmiş olmalarına ve devam eden tehdit ve taciz şikayetlerine rağmen gerekli önlemleri alarak Selma Civek’i öldürülmekten koruma hususunda başarız olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca ilgili makamların Selma Civek’in kocasına karşı soruşturma, nezarete alma ve adli denetim dahil olmak üzere birçok tedbir uyguladığını fakat bunların hiçbirinin uygun tedbir olmadığını ve kocasının salındığı tarih olan 12 Kasım 2010’da öldürülmesini engellemediğini de dikkate almıştır. Mahkeme, 2. Maddenin ihlal edilmiş olduğunu saptadığından Başvurucuların iddia ettiği gibi 14. Maddenin de ihlal edilip edilmediğini inceleme gereksinimi gözetmemiştir.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

23.02.2016, Strasburg

 

  • Fatma Babatlı’nın dört kez gerçekleştirilen şikayete, üç kez alınan koruma emrine ve tüm tedbir kararlarına rağmen kocası tarafından öldürümesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuran annesinin Halime Kılıç v. Türkiye adlı dosyasında; Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşama hakkını düzenleyen 2. Maddesinin ve bununla birlikte ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. Maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.

 

Halime Kılıç v. Türkiye – “Mahkeme, Sözleşme’nin 2. Maddesi kapsamında Fatma Babatlı’ya koruma sağlanması hususunda özellikle yerel mekanizmaların süreci gerektiği gibi yönetemediğini tespit etmiştir. Fatma Babatlı’nın kocasının kendisi aleyhinde verilen mahkeme kararlarına uymayışını cezalandıramayan yerel mekanizmalar “cezasızlık bağlamı” yaratarak Fatma Babatlı’nın eşini tekrar tekrar istismar etmesine ayrıcılık tanımakta idi. Mahkeme ayrıca Fatma Babatlı’nın, kocasının tekrar edegelen şiddet içerikli davranışları ve ölüm tehditleri karşısında korumasız bırakılmasını ve bu duruma göz yumulmasını aile içi şiddete yol açar ve kabul edilemez bulmuştur.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

28.06.2016, Strasburg

 

 

Kadınların uğradıkları şiddetin önlenmesi ve ortadan kaldırılması adına hem ulusal hem de uluslararası platformda bir çok görüşme yapılmakla birlikte, Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmeler bulunmaktadır. Tüm bunların amacı; daha iyi bir yaşam kalitesi sunmak ve her türlü şiddetin önüne geçmektir.

 

1.a. Uluslararası Yasal Düzenlemeler

1.a.a. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme (CEDAW)

Bu sözleşme ile, Birleşmiş Milletler (BM) düzeyinde kadının sahip olduğu insan haklarının sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında geliştirilmesi amaçlanmaktadır. CEDAW, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979’da kabul edilmiş, 1981’de yürürlüğe girmiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1985 yılında imzalanmıştır.

1.a.b. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi Ek İhtiyari Protokol

Bu Protokol’e Taraf bir Devlet, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin yapılacak başvuruları kabul ve inceleme yetkisini tanımıştır.

Başvurular, Taraf Devletlerin yargılama yetkisi altında bulunan bireyler veya bireylerden oluşan  gruplar tarafından ya da onlar adına, Sözleşme’de yer alan haklardan herhangi birinin Taraf Devlet tarafından ihlali sonucu yapılabilir.

 

1.a.c. Dördüncü Dünya Kadın Konferansı Kararları

15 Eylül 1995 tarihinde Pekin’de toplanan bu konferans; bu kararlara eklenmiş olan Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu’nu kabul edip Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na ellinci oturumunda Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu’nu Konferansta kabul edilen şekliyle onaylamasını tavsiye etmiştir.

 

1.b. Ulusal Yasal Düzenlemeler 

1.b.a. Anayasa :  Aile içi şiddetin önlenmesi açısından önemli olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 5,10,12,17,19 ve 41. Maddeleri her türlü ayrımcılığı reddeder ve eşitliği düzenler. Ayrımcılığın reddi ve eşitliğin sağlanması, aynı zamanda aile içinde kadına yönelik şiddeti ortaya çıkaran etkenlerin de kaldırılması anlamına gelir.

 

  • Anayasa’nın “Devletin Temel Amaç ve Görevleri” başlıklı 5. Maddesine göre devlet; kişilerin ve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamak için temel hak ve hürriyetleri, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak ve maddi manevi varlığın gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmakla görevlidir.

 

  • “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. Maddeye, 07.05.2004 tarihinde eklenen ikinci fıkra, pozitif ayrımcılığa doğru atılan önemli bir adımdır: “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.”

 

  • “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” Diyen 12. Madde ise, en temel hak olan şiddete uğramadan yaşama hakkını güvenceye almaktadır.

 

  • Madde’nin 3. Fıkrası, şiddeti yasaklamaktadır: “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

 

  • “Kişi Hürriyeti ve Güvenliği” başlıklı 19. Madde; “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.” Şeklindeki düzenlemesiyle, kadının özgürlüğü “kişi” olarak güvenceye alınmaktadır.

 

  • Diğer bir ulusal düzenleme olan Ailenin Korunmasına Dair 6284 sayılı Kanun’un çıkarılışının ulusal kaynağı Anayasa’nın 41. Maddesidir: “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”

 

  • Madde’ye 3.10.2001 tarihinde; “Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” Hükmü eklenmiştir.

 

1.b.b. Türk Ceza Kanunu : Ceza Kanunu’nda da kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla suç tanımları  eklenmiş; tecavüzün eşe karşı gerçekleştirilmesi suç sayılmış, töre cinayetleri hafifletici değil ağırlaştırıcı nedenler olarak kabul edilmiş ve “kasten öldürme” kapsamına alınmıştır. Kasten öldürme suçunun eşe karşı işlenmesi halinde alınacak ceza ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır.

 

1.b.c. Türk Medeni Kanunu : 1926 tarihli Medeni Kanun ile çocuk yaşta evlenmeler, çok eşlilik yasaklanmış, resmi nikah kurumu ile kadın, evlenme iradesini Devlet’in resmi görevlisi ve tanıklar önünde açıklayarak eşini özgürce seçme özgürlüğüne kavuşmuş, eşit koşullarda boşanma ve çocukları üzerinde velayet hakkına sahip olmuştur. 22.11.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Medeni Kanun ile aile hukukunda kadın erkek eşitliği, önceki yasadan daha ileri bir düzeyde sağlanmıştır.

 

1.b.d. Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun : Aile Mahkemeleri, aile içi şiddeti önlemek ve başta Anayasa olmak üzere Medeni Kanun’un gerektirdiği, eşitliğe dayalı modern aile modelini oluşturmak ve güçlendirmek için uzman mahkemeler olmaları nedeniyle önemli olup, Aile Mahkemeleri’nin tüm görev ve yetkileri bu kanun uyarınca belirlenmiştir.

 

1.b.e. Ailenin Korunmasına Dair 6284 sayılı Kanun : Bu kanunun koruma kanunu olarak tanımlanması da mümkündür. Şiddet mağduru bireylere; en yakın Aile Mahkemesi’ne, karakola ve/veya Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak bir “koruma emri” alabilme imkanı sağlamaktadır.

 

Bu kanun her kadının bilmesi gereken bir kod ve gizli bir şifre niteliğindedir. Fakat ne yazık ki, Türkiye’de bu kanundan haberdar olan ve faydalanan şiddet mağduru oranı oldukça düşüktür. Bunun nedeni; şiddete maruz kalan kadınların ekonomik güçsüzlükleri nedeniyle cesaretinin olmayışı, iddialarının ciddiye alınmayacağı, saldırgan cezalandırılamayacağından şiddet eylemlerinin tekrarlanacağı korkusu taşımaları ve yeterince bilgilendirilmemeleridir.

 

  • Koruma Emrini Kimler İsteyebilir?

Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişileri “şiddet mağduru” olarak tanımlanmıştır. Örneğin;

  • Eşlerden biri,
  • Çocuklar,
  • Aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinden biri,
  • Yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan veya evli olmalarına rağmen fiilen ayrı yaşayan aile bireylerinden biri.

 

  • Karar Kime Karşı Verilir?

Günlük yaşamda aile içi şiddetin eş dışında kayınvalide, kayınpeder, kayınbirader, enişte, görümce, yenge gibi kişiler tarafından gerçekleştirildiği de görülmektedir. Bu çerçevede kanunda “Şiddet uygulayan” tanımı yapılmış olup; şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişi” şeklinde nitelendirilmiştir.

4-  Uygulanma Aşamaları

4.a. Polis Merkezine Başvuru

  • En yakın polis merkezine gidilmeli ve mağdurun şikayetinin kayıt altına alınması sağlanmalıdır. Mağdur konuşabilecek durumdaysa kendisi ve Şüpheli hakkında kimlik ve adres bilgileri gibi temel bilgileri beyan etmelidir.

 

  • Aile içi şiddet olaylarında aslolan polis merkezlerinde mağdur odaklı bir yaklaşım benimsenmesidir. Mağdurun acil tıbbi müdahale ihtiyacı bulunması durumunda bu ihtiyaç derhal karşılanmalı; kendisine bir avukattan alabileceği yasal destek mevcudiyeti hatırlatılmalıdır.

 

  • Olay yerinde veya polis merkezinde mağdur ve şüpheli asla aynı ortamda bulundurulmamalıdır.

 

  • Aile içi şiddet, kendisini cinsel şiddet olarak da gösterebileceğinden mağdurun mahremiyetine saygı gösterilmesi ve gizliliğe önem verilmesi asıldır.

 

  • Polis Merkezi, mağdurun yaralı olması veya korunma/sığınma ihtiyaçlarının mevcut olması durumlarında derhal Cumhuriyet Başsavcılığı’nı bilgilendirmekle sorumludur.

 

4.b. Cumhuriyet Başsavcılığı’na Başvuru

  • Polis Merkezi yerine doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığı’na da başvurulması mümkündür.
  • Sağlıklı bir sonuç elde edilebilmesi için; şikayet dilekçesinde şiddet eylemini gerçekleştiren kişi, mağdur, kişilerin adresleri, şiddet eyleminin ne olduğu, şiddet eyleminin zamanı, kullanılan araçlar detaylıca yer almalıdır.

 

4.c. Doğrudan Aile Mahkemesi’ne Başvuru

  • Polis Merkezi veya Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmadan doğrudan Nöbetçi Aile Mahkemesi’ne başvurulması mümkündür.
  • Tüm başvurularda şiddetin belgelenmesi aranmazken belge mevcut ise eklenmesinde yarar vardır. 
  • Başvuru harca tabi değildir.
  • Koruma kararı, duruşma yapılmaksızın verilir.
    • Koruma Kararı Kapsamında Verilebilecek Tedbirler

Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

  1. a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.
  2. b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.
  3. c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.

  1. d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.
  2. e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
  3. f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.
  4. g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.

ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

  1. h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.

ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

  • Koruma Kararının Uygulanması

Koruma kararına ilişkin olarak verilmiş tedbirleri uygulayacak birim Polis Merkezi’dir. Bu kararın uygulanması için bir örneği başvuru mercii tarafından Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaştırılır.

 

Cumhuriyet Başsavcılığı, kayıt altına aldığı bu kararı uygulanması için ilgili mahalli karakola gönderir ve uygulamayı karakol aracılığıyla izler.

 

Kararın sağlıklı uygulanabilmesi için bir örneğinin Polis Merkezi tarafından Şiddet Uygulayacısı’na da bildirilmesi gerekir.

 

Kolluk kuvvetlerinin koruma kararına uyulmadığını saptaması durumunda; mağdurun şikayet dilekçesi vermesine gerek kalmadan kendiliğinden re’sen soruşturma yapılarak belge, Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir. Koruma kararına aykırılık yaptırımı üç günden on güne kadar hapis cezasıdır. Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

 

 

  • Yerel Platformlar
  • Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı

Mor Çatı, kurulduğu yıl olan 1990 yılından beri gönüllüleriyle birlikte; şiddete uğrayan kadınlara yasal haklarına ve bu haklarını nasıl kullanacaklarına dair hukuki ve umutsuzluğu, korkuyu, suçluluk duygusunu yenebilmeleri adına psikolojik destek sağlamaktadır. Şiddete uğrayan kadınlarca her gün Mor Çatı’nın Dayanışma Merkezi’ne ortalama 10 başvuru gerçekleştirilmektedir.

 

  • Kadınlara Hukuki Destek Merkezi Derneği (KAHDEM)

Bu dernek, Kadınların insan haklarının fiilen gerçekleşmesi, geliştirilmesi, araştırılması ve değerlendirilmesi, hak ihlallerinden korunması, ihlalin önlenmesi, ihlallerin tespiti, ihlal gerçekleştiğinde ve gerekli diğer hallerde hukuki destek ve yardımda bulunmak için her türlü faaliyeti gerçekleştirmek amacı doğrultusunda; adalete erişimi kolaylaştırmak için hukuki destek ve danışma hizmeti vermekte, cinsiyete dayalı ayrımcılığı uluslararası alanda sona erdirme çalışmaları yürütmekte, kadınlar için yürüttüğü eğitici ve koruyucu programların yanısıra sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmetleri sağlamaktadır.

  • Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği

Türkiye’de ve uluslararası platformda kadının insan haklarını ve eşitliği savunarak ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını amaçlayan bu dernek, bağımsız bir kadın sivil toplum örgütüdür. 1993 yılında, Türkiye’de ve dünyada kadının insan haklarını geliştirmek amacıyla kurulmuş; adını aynı yıl Viyana’da gerçekleştirilen Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda kadın haklarının insan hakları olarak tanımlanmasından almıştır.

 

Yıldan yıla artan kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi, kadınların maruz bırakıldığı şiddetin en aza indirilmesi ve nihayetinde tamamen kaldırılması için, öncelikle kadınların bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda öncelikli olarak yapılması gereken kadın ve erkeğin eşit olduğunun kabulü ile gelecek nesilleri bu bilinçle yetiştirmek olmalıdır. Okullar, Medya ve ulusal basın başta olmak üzere, toplum mevcut şiddete karşı ve bu şiddete uğramaları halinde başvurabilecekleri kurumlara karşı bilgilendirilmelidir. Türkiye’de kadına yönelik şiddet, toplumun en acı parçası olup toplumsal bir problem olarak ele alınmalıdır. Bu takdirde, gelecek nesilleri var olan eşitlik duygusu ile yetiştirmek ve şiddeti ortadan kaldırmak mümkün olacaktır.

 

YAZARLAR:

Av. Mert YALÇIN

Av. Melis YOKAY

Stj. Av. Özgü HOROZAL

 

 

 

KAYNAKÇA

  • Birleşmiş Milleter, “Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge”
  • Tijen HARCAR, Özlem ÇAKIR, Olga SÜRGEVİL, Gönül BUDAK – “Kadına Yönelik Şiddet ve Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetin Durumu”, Tematik Yazılar, Toplum ve Demokrasi, 2 (4), Nisan-Aralık, 2008
  • Kocacık ve Doğan, 2006; T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, 2008
  • Mayda ve Akkuş, 2003
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2017 Veri Raporu
  • Erdem, 2007 s.53-54
  • “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle İlgili Ulusal ve Uluslararası Yasal Düzenlemeler”, T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Aralık 2008
  • Ayşegül Güngör, “Kadın Haklarına İlişkin Uluslararası Hukuk Düzenlemeleri” – Ankara Barosu
  • “Düzenlene Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Basın Bülteni”, ECHR 227 (2016) (European Court of Human Rights Press Release issued by Registrar of the Court)
  • “Düzenlene Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Basın Bülteni”, ECHR 069 (2016) European Court of Human Rights Press Release issued by Registrar of the Court)
%d blogcu bunu beğendi: