DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİNİN MAHKEMEYE ERİŞİM HAKKINI İHLAL ETTİĞİ VE YARGILAMANIN MAKUL SÜREDE TAMAMLANMAMASININ MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKINI İHLAL ETTİĞİ İDDİASI HAKKINDA ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Posted by
|

Karara Konu Olaylar

Başvurucu 01.06.1990 ile 20.06.2003 tarihleri arasında sigortasız ve kesintisiz olarak çalıştırıldığını ve SGK’ya herhangi bir bildirimde bulunulmadığını belirterek hizmet tespiti davası açmıştır. Dava yerel mahkeme tarafından komşu işyeri tanıkları ve bilirkişi raporu esas alınarak kısmen kabul, kısmen reddedilmiştir.

Hüküm temyiz edilmiş ve Yargıtay 10.Hukuk Dairesi, 27.12.2013 tarihli kararı ile hükmün eksik araştırmaya dayandığını belirterek kararı bozmuştur.

Bozma kararının ardından mahkeme bozma kararına uyarak 20.10.2015 tarihinde verdiği kararla, 01.04.1992-20.06.2003 tarihleri arasında başvurucunun asgari ücretle çalıştığının tespitine ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermiştir. Bu hüküm de temyiz edilmiş ve Yargıtay 12.04.2016 tarihinde bozma kararına uyulmasına karşın bozma gereğinin yerine getirilmemesi sebebiyle kararı bozmuştur. Bu bozma ilamı ve duruşma gününü belirtir tebligat taraflara tebliğ edilmiştir.

Bozma sonrası 17.11.2016 tarihinde yapılan ilk duruşmada taraf vekilleri hazır bulunmuş ve mahkeme bozma kararına uyarak eksik belgelerin toplanmasına ve yeni duruşmanın 19.01.2017 tarihinde 10.30’da yapılmasına karar vermiştir.

Bu tarihte Mahkeme “Davacı vekilinin önceki celse duruşmada hazır bulunduğu, duruşma saatinin 10.30 olduğu, şu anda saatin 11.20 olduğu mübaşir vasıtasıyla birçok kere çağrılmakla davacı ya da vekilinin gelmediği anlaşıldı.” diyerek başvurucu vekilinin hazır olmadığı ve mazeret sunmadığı belirtmiş ve dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir. Dosyanın işlemden kaldırılmasının ardından üç ay geçmiş ve 20.04.2017 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli karar başvurucu vekiline 03.05.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu vekili 11.05.2017 tarihli dilekçesi ile hükmü temyiz etmiş, belirtilen tarihte aşırı yoğunluk sebebiyle sehven duruşmanın atlandığını, dosyanın işlemden kaldırıldığına dair kaydın UYAP sistemine işlenmediğini, davanın akıbetini zamanında öğrenemediğini ve yenileme işlemini bu sebeple yapamadıklarını, davayı on yıldır takip ettiklerini, başvurucunun haklarının gasp edildiğini iddia etmiştir. Yargıtay 12.10.2017 tarihli kararıyla yerel mahkemenin kararını onamış ve nihai karar başvurucu vekiline 01.11.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 23.11.2017 tarihinde bireysel başvuru yoluna başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesinin İncelemesi

  • Mahkemeye Erişim Hakkı İhlali İddiası Hakkında

Başvurucu; masraf avansı olmasına rağmen son duruşma tutanağının kendisine tebliğ edilmediğini, bu sebeple davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, hak kaybına neden olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddiaları çerçevesinde Anayasa’nın 36.maddesi ile düzenlenen adil yargılama hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkı yönünden bir inceleme yapmıştır.

Anayasa m.36/1 herkesin yargı mercileri önünde iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Mahkemeye erişim hakkı Anayasa m.36 uyarınca güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Somut olayda Anayasa Mahkemesi tarafından, davanın takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle işlemden kaldırıldığı ve süresinde yenilenmediğin için  açılmamış sayılmasına karar verilmesi sonucunda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalede bulunulduğu görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, kararında mahkemeye erişim hakkına yapılan bu müdahalenin Anayasa’ya uygun olması için Anayasa m.13’te belirtilen kanuna dayanma, meşru amaç taşıma ve ölçülü olma koşullarını sağlaması gerektiğini belirtmiştir.

Olayda Mahkemenin davanın açılmamış sayılması kararı HMK m.150’ye dayanmakta olup bu kapsamda kanuni dayanağı bulunduğu görülmektedir.

Anayasa Mahkemesi, kararında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi, tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip olduğu davaların taraflarca takibinin sağlanarak uyuşmazlıklarına az bir masrafla ve mümkün olan en kısa sürede çözümü amacıyla yapılmış bir düzenleme olduğunu ve yargılamanın makul süreler içinde tamamlanmasının hedeflemesi itibarıyla da anayasal açıdan meşru bir amaca dayalı olduğunu belirtmiştir.

Anayasa m.13 uyarınca ölçülülük ilkesi kapsamında anılan sınırlamaların mahkemeye erişimi imkansız hale getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekmektedir. Ölçülülük ilkesi kapsamında öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, amaç bakımından müdahalenin zorunlu olması ve birey hakkı ile müdahaleyle ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi “başvuruda değerlendirilmesi gereken meselenin Mahkemenin uygulaması doğrultusunda duruşma gününün kendisine tebliğ edilmemesinin sonuçlarına katlanmasının başvurucu üzerinde ağır bir yüke neden olup olmadığının tespitinden ibaret olduğu”nubelirtmiştir. Olayda başvurucu vekilinin ilk duruşmaya katılarak yeni duruşma tarihinden haberdar olduğu başvurucu vekilinin ikinci duruşmaya katılmadığı ve mazeret bildirmediği ve bunun sonuçlarının kendisi tarafından öngörülebilir nitelikte olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Mahkemenin takip edilmeyen dosyanın işlemden kaldırılmasına ilişkin duruşma tutanağının davacıya tebliğ edilmesine ilişkin herhangi bir yükümlülüğü bulunmadığının açık olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede başvuruya konu yargılama işlemlerinde mahkemeye erişim hakkı yönünden bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna varmıştır. Bu kapsamda başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

  • Makul Sürede Yargılanma Hakkı İhlali İddiası Hakkında

Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi önceki kararında ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Bu kararına paralel olarak bu başvuru bakımından da başvuru yollarının tüketilmediğini belirtmiştir. Bu kapsamda başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

%d blogcu bunu beğendi: