Yargitay Karari Karar Numarası: 2016/3452

Posted by
|

YARGITAY

7. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2015/34705

Karar Numarası: 2016/3452

Karar Tarihi: 17.02.2016

OTUZ İŞÇİ SAYISININ BELİRLENMESİNDE FESİH BİLDİRİMİNİN İŞÇİYE ULAŞTIĞI

TARİH İTİBARİYLE BELİRLİ-BELİRSİZ SÜRELİ TAM-KISMİ SÜRELİ DAİMİ-

MEVSİMLİK SÖZLEŞMELERLE ÇALIŞAN TÜM İŞÇİLER DİKKATE ALINIR

ULUSLARARASI ÇALIŞAN VE BİRÇOK ÜLKEDE İŞYERİ AÇAN BİR KURULUŞUN

AÇTIĞI İŞYERİNİ BULUNDUĞU ÜLKE MEVZUATINA GÖRE KURMASI VE BU

ŞUBENİN AYRI BİR TÜZEL KİŞİLİK ALMASI AYNI İŞ KOLUNDA BİRÇOK İŞYERİ

OLDUĞU GERÇEĞİNİ ORTADAN KALDIRMAZ

DAVACININ İŞE İADESİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN EKSİK İNCELEME İLE

30 İŞÇİNİN BELİRLENMESİNDE SALT TÜRKİYE’DE ÇALIŞAN İŞÇİ SAYISININ

NAZARA ALINMASININ GEREKTİĞİ GEREKÇESİYLE DAVANIN REDDİ İSABETLİ

OLMAMIŞTIR

4857k/18, 19, 20

ÖZETİ: Somut olayda, davalı şirketin uluslararası alanda faaliyet gösteren ve Türkiye'de  şubesi

bulunan bir şirket olduğu, Türkiye’de 7, dünya genelinde ise binlerce çalışanı olduğu  hususları

taraflar arasında ihtilaflı olmayıp ihtilaf, yurt dışındaki şubelerde çalışan işçilerin de işçi  sayısı

ve iş güvencesi hükümleri bakımından dikkate alınıp alınmayacağı noktasındadır. Yukarıda

belirtilen ilkeler ve benzer olaylarda Dairemiz ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen

kararlar gözetildiğinde, davalı işyeri bakımından fesih tarihinde 30 işçi şartının oluştuğunun

kabulü ile esasa girildiğinde davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödenerek iş akdinin

feshedildiğinin tartışmasız olduğu ancak feshin İş kanunu 19. maddesine göre yazılı olmadığı ve

sebepleri açık ve kesin bildirilmediğinden fesih konusunda yasadaki usule uyulmadığı

anlaşıldığından, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesi gerekirken eksik

inceleme ile 30 işçinin belirlenmesinde salt Türkiye’de çalışan işçi sayısının nazara alınmasının

gerektiği gerekçesiyle davanın reddi isabetli olmamıştır.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili

tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği

görüşüldü:

Davacı vekili, ziraat mühendisi olan davacının davalı şirkette 04.05.2012-25.11.2014 tarihleri

arası organik tarım kontrolörü olarak çalıştığını, 24.11.2014 tarihinde eğitim yapılacağı bahanesi

ile İzmir'e çağırılıp performansının düşük olduğu gerekçesiyle iş akdinin İsviçre'den feshedildiği

söylenerek kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin belgeler sunulduğunu, feshin yazılı yapılmadığını

belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, işe iade davasının belirsiz süreli iş akdi ile çalışıp en az altı aylık kıdemi olan

işçiler tarafından en az 30 işçi çalıştıran işverenlere karşı açılabileceğini, davalı şirkette fesih

tarihinde çalışan sayısının yedi olduğunu, bu durumun iş güvenliği yükümlerinin davalı işveren

aleyhine uygulanamayacağı anlamına geleceğini, dava şartının olmadığını, bu sebeple davanın

reddi gerektiğini, müvekkili şirketin tüzel kişiliği olmayan bir irtibat bürosu ya da şubesi

olmadığını, kendi tüzel kişiliği olan TTK'ya tabi bir limited şirketi olduğunu, aynı zamanda bir

Türk şirketi vasfının bulunduğunu, müvekkili şirketin İsviçredeki ortaklarının eldeki işe iade

davasına konu ve taraf haline getirmelerinin yersiz olduğunu, iş güvenliği kapsamında olmayan

işyerlerinde işçinin işine son verilirken geçerli bir sebebe dayanma veya işçinin savunmasını

alma zorunluluğu olmadığını, davacının tüm yasal haklarının ödendiğini, işe iade şartlarının

mevcut olmadığını belirterek, savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, şirketin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan tüzel kişiliğe haiz bir şirket

olduğu, davalı şirketin yurtdışındaki B. İ. A.G.'nin irtibat bürosu veya şubesi olduğuna dair kayıt

bulunmadığı, şirketlerin ve şahısların aynı amaca yönelik olarak değişik ülkelerde yasal

mevzuatları elverdiği ölçüde şirketler kurabileceği, şirketi temsile yetkili şahısların yurtdışında

bulunan şirket tarafından atanmadığı, şirket ortakları tarafından belirlendiği, davacının da yurt

dışında bulunan şirket tarafından atanmadığı, davacının iş sözleşmesini davalı şirket ile

imzalanmış olduğu ve davacı tarafından ibraz edilen belgelerde Türkiye'deki kontrollerin davalı

şirket tarafından ve davalı şirket adına yapıldığı, davacının da işlemleri davalı şirket adına

gerçekleştirdiği, banka kayıtlarının incelenmesinde davalı şirket tarafından kontrolü yapılan

şirketlerin kontrol ücretlerinin davalı şirket hesabına yatırıldığı, davalı şirket ile yurtdışındaki

şirket arasında ortaklar yönünden organik bağ bulunsa bile davalı şirketin İsviçredeki şirketin

Türkiye'deki şubesi olmayıp, davalı şirketin merkezi yurt dışında olan yabancı bir şirketle ticari

ilişkisi veya ortakları yönünden organik bağ içinde bulunmasının davalı şirketin Türkiye'de Türk

Kanunlarına göre kurulmuş ayrı bir şirket olması gerçeğini değiştirmeyeceği karşısında yurt

dışındaki işçi sayısının davalı şirkette çalışan işçi sayısına dahil edilmesi mümkün olmadığından

ve buna bağlı olarak davacının işyerinde çalışan işçi sayısı yönünden iş güvencesi hükümlerine

tabi olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Taraflar arasında fesih tarihi itibariyle işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp 1

çalıştırılmadığı ve dolayısıyla davacının iş güvencesi kapsamında kalıp kalmadığı uyuşmazlık

konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18.maddesidir.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 18.maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden

yararlanmak için otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerinde çalışmak gerekir. Aynı maddenin

dördüncü fıkrasına göre işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde,

işyerinde çalışan sayısı bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşçi sayısına

ilişkin bu hüküm nispi emredici olduğundan, daha az işçi sayısını öngören sözleşme hükümleri

geçerli kabul edilmektedir.

Otuz işçi sayısının belirlenmesinde fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih itibariyle belirli-belirsiz

süreli, tam-kısmi süreli, daimi-mevsimlik sözleşmelerle çalışan tüm işçiler dikkate alınır.

Kanun koyucu tarafından yurtdışında aynı iş kolundaki işyerlerinde çalışan işçilerin dikkate

alınmayacağı yönünde açık bir düzenleme yapılmadığı gibi aynı iş kolundaki işyerlerinin sadece

ülke sınırlan çerçevesinde değerlendirileceğine ilişkin bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.

Uluslararası çalışan ve birçok ülkede işyeri açan bir kuruluşun açtığı işyerini bulunduğu ülke

mevzuatına göre kurması ve bu şubenin ayrı bir tüzel kişilik alması, aynı iş kolunda birçok işyeri

olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle uluslararası çalışan ve Türkiye'de şubesi ya da

acentesi bulunan şirketler bakımından Türkiye'deki işyerinde çalışan işçi sayısının 30'dan az

olduğu gerekçesi ile o işyerlerinde çalışan işçilerin iş güvencesinden yoksun  bırakılması yasanın

gerekçesine ve ölçülülük ilkesine uygun olmayacaktır.

Somut olayda, davalı şirketin uluslararası alanda faaliyet gösteren ve Türkiye’de şubesi bulunan

bir şirket olduğu, Türkiye’de 7, dünya genelinde ise binlerce çalışanı olduğu 1 hususları taraflar

arasında ihtilaflı olmayıp ihtilaf, yurt dışındaki şubelerde çalışan işçilerin de işçi sayısı ve iş

güvencesi hükümleri bakımından dikkate alınıp alınmayacağı noktasındadır. Yukarıda belirtilen

ilkeler ve benzer olaylarda Dairemiz ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlar

gözetildiğinde, davalı işyeri bakımından fesih tarihinde 30 işçi şartının oluştuğunun kabulü ile

esasa girildiğinde davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödenerek iş akdinin feshedildiğinin

tartışmasız olduğu ancak feshin İş kanunu 19. maddesine göre yazılı olmadığı ve sebepleri açık

ve kesin bildirilmediğinden fesih konusunda yasadaki usule uyulmadığı anlaşıldığından, feshin

geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile 30 işçinin

belirlenmesinde salt Türkiye’de çalışan işçi sayısının nazara alınmasının gerektiği gerekçesiyle

davanın reddi isabetli olmamıştır.

Yukarıda açıklanan sebeplerle 4857 sayılı Kanun'un 20/3 maddesi gereğince mahkemece verilen

kararın bozularak ortadan kaldırılması ve Dairemizce aşağıda yazılı hükmün kurulması

gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;

1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2.Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve Davacının İŞE İADESİNE,

3.Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe

başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni

dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE,

4.Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve

kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin

GEREKTİĞİNE,

5.Alınması gereken 29,20 TL harçtan peşin yatırılan 25,20 TL harcın tenzili ile bakiye 4,00 TL

harç giderinin davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına,

6.Davacının yapmış olduğu 167.90 TL'dan ibaret olan yargılama giderinin davalıdan tahsili ile

davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

7.Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan

alınarak davacıya verilmesine,

8.Dosyada bulunan kullanılmayan gider ve delil avanslarının ilgilisine iadesine,

9.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.02.2016 tarihinde oybirliğiyle

KESİN olarak karar verildi.

%d blogcu bunu beğendi: